7 Mart 2012 Çarşamba

Başbakan Erdoğan’ın Tutuklu Gazeteciler Hezeyanı


Başbakan Erdoğan’ın Tutuklu Gazeteciler Hezeyanı

Necati ABAY

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü

7 Mart 2012

Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan, bugün yapılan AKP genişletilmiş İl Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun 105 kişilik tutuklu gazeteciler listesini (20’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürüdür) atıfta bulunarak yine hezeyan içinde esti, gürledi.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nu kastederek “Tutuklu gazetecilerle ilgili platform Türkiye’de 105 gazeteci tutuklu diye liste hazırlıyor. Gazeteci olduğu iddia edilen bu 105 kişilik isim listesi için bir köşe yazarı ‘niçin iktidar bunları açıklamıyor’ dedi”ğini belirterek tutuklu gazeteciler konusunda ne denli sıkışık durumda olduklarını, ne denli Türkiye ve Dünya kamuoyunun baskısı altında kaldıklarını bir kez daha itiraf etmiş oldu.

Başbakan cezaevlerinde gazetecilik görevi nedeniyle tutuklu gazetecinin bulunmadığı teranesini tekrarladı. Evet doğrudur. İddianamelere göre gazetecilik görevi nedeniyle tutuklu tek bir gazeteci yok. Gazeteciler ya terör örgütü üyesi, yöneticisi olmak ya da terör örgütü propagandası yapmak gibi asılsız iddialarla suçlanıp tutuklandılar. Düzen muhalifi gazetecileri susturmanın, sindirmenin, korkutmanın geleneksel bir yöntemidir bu. AKP de bu yöntemi dört elle sarıldı.

Geçtiğimiz günlerde bir hükümet yetkilisi de dünyada en çok tutuklu gazetecilerle ilgili soruya muhatap olduklarını belirtmişti.

Hükümet tutuklu gazeteciler konusunda ne yapacağını, sorulara nasıl yanıt vereceğini şaşırmış durumda. Gerçekleri ters yüz etmeye çalıştıkça daha çok batağa saplanıyorlar. Dünya alem artık biliyor ki Türkiye’de tutuklu gazeteciler diye bir gerçeklik var. Bir yıl önce tutuklu gazeteci sayısı 39’du bugün 105’e fırladı. Artık Türkiye AKP hükümetinin dört elle sarıldığı Terörle Mücadele Yasası ve Özel Yetkili Mahkemeler eliyle tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya birincisi haline geldi.

Birkaç gün önce Avrupa Birliği bakanı ve baş müzakereci Egemen Bağış BBC'de Stephen Sackur'un hazırlayıp sunduğu Hardtalk’a konuk olmuş ve tutuklu gazetecilerin tecavüzcü, soyguncu ve katil olduğunu söylemişti.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) olarak tutuklu gazeteciler listesini hazırlarken kullandığımız ölçütleri bu vesileyle bir kez daha belirtelim.

Birincisi, gözaltına alınan veya tutuklanan kişinin veya avukatının beyanına bakıyoruz. Bununla yetinmiyoruz.

İkincisi, söz konusu kişinin çalıştığı basın kuruluşunun açıklamasına bakıyoruz. Bununla da yetinmiyoruz.

Üçüncüsü, suçlamalarda ortaya konulan deliller varsa delil durumuna bakıyoruz.

Örneğin, hükümet yetkililerinin sıklıkla dillendirdiği tutuklu gazeteciler arasında tecavüzcüler de var iddiasına ilişkin olarak “bu tecavüzcü tutuklu gazeteci kim” sorumuza bugüne kadar hiçbir yanıt alamadık. Muhtemelen Tecavüz suçlamasıyla yargılanan Hüseyin Üzmez’i kastediyorlar. Oysa Hüseyin Üzmez, üçüncü ölçütümüze göre gazetecilik görevi nedeniyle tutuklanmadığı için listemizde hiçbir zaman yer almadı.

Başbakan konuşmasında Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun listesine atfen “darbeye hazırlık ile ilişkilendirilen 2 gazetecinin ismi listede yok” diyor. Evet başbakanın sözünü ettiği iki kişi Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’dır. Üçüncü ölçütümüze göre dosyadaki delil durumunu tartışmalı, şüpheli bulduğumuzdan, gazetecilik görevleri nedeniyle tutuklandıkları konusunda emin olamadığımızdan dolayı TGDP listesinde yer almadılar.

Başbakan bize yine iddianameleri okudu

Başbakan bugünkü konuşmasında “Terörden yargılanan, gazeteci olmayan insanları gazeteci diye” gösteriyorlar diye tepki gösterdi. Ve iddianamelerdeki asılsız suçlamaları sıraladı. Başbakan Erdoğan’ın bu konudaki çifte standartçı yaklaşımını göstermek için bizzat Başbakan’ın kendisinden tipik bir örnek verelim.

Recep Tayyip Erdoğan 1988 yılında şiir okuduğu için mi yargılandı ve tutuklandı? İddianame ve mahkeme kararı öyle demiyor. Erdoğan, TCK 312 / 2 den "halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçuyla yargılandı ve mahkum oldu.

Başbakan Erdoğan, kendisine gelince şiir okuduğu için yargılanıp tutuklandığını söylüyor (elbette öyledir) iddianameyi anımsamak istemiyor, belki de yok sayıyor, ama tutuklu gazeteciler söz konusu olduğunda “onlar gazeteci değil terörist” diyerek bize iddianameleri okuyor. Dahası Başbakan, iddianamelere göre tutuklu gazetecileri şimdiden mahkum ediyor, yargısız infaza tabi tutuyor.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin geleneksel devlet politikası olarak düzen muhalifi gazeteciler, yazarlar, aydınlar çoğunlukla gazeteci, yazar, aydın kimliğiyle değil asılsız iddialarla, komplolarla tutuklanıyor, yargılanıyor.

1938 yılında Donanma davasında Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı “orduda isyana teşvik” gibi asılsız iddiayla suçlanıp tutuklandılar.

6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da azınlıklara yönelik katliam, talan saldırısı sonrasında asıl failler değil Aziz Nesin, Asım Bezirci, Hasan izzettin Dinamo gibi yazarlar, aydınlar suçlanıp tutuklandı.

12 Mart darbesi döneminde Altan Öymen, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz uçak kaçırmakla suçlanıp asılsız iddiayla tutuklanmıştı.

Tıpkı aralarında Ragıp Zarakolu, Ahmet Şık, Nedim Şener, Sedat Şenoğlu, Vedat Kurşun, Yüksel Genç, Bedri Adanır, Naciye Yavuz, Baha Okar’ın da bulunduğu 105 tutuklu gazeteciye yöneltilen suçlama gibi...

Ben de 2003 yılında Atılım gazetesinde editör-yazar olarak çalışırken gazetemde bombalama eylemlerinin haberleri yayımlandığı için tehdit edilmiş, ardından bombalama eylemlerini koordinatörü olarak suçlanıp 6 ay tutuklu kalmıştım. 8 yıllık tutuksuz yargılama sonunda hakkımda hiçbir delil olmamasına rağmen kanaatten 18 yıl 9 ay ceza verilmişti. Eğer Yargıtay cezayı onaylarsa ben de tutuklanacağım ve muhtemelen Başbakan Erdoğan beni de “terörist gazeteci” olmakla suçlayacak.

Başbakan Erdoğan, aynı konuşmasında TGDP listesindeki 4 kişinin tahliye olduğunu söylüyor. Eğer tahliye olmuşlarsa elbette listemizden çıkarırız. Ama sonuç değişmiyor ki. Yine de 101 gazeteci tutuklu olmuş oluyor. Dahası dün Adana’da Pozantı Çocuk cezaevindeki çocuklara yönelik cinsel saldırıyı haberleştiren Dicle Haber Ajansı’nın üç muhabiri halen gözaltında. Tutuklanacakları kaygısını taşıyoruz.

Başbakan Erdoğan, tutuklu gazeteciler sendromundan kurtulmak istiyorsa TMY ve Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırmalı ve tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasının koşullarını yaratmalıdır. Tutuklu gazeteciler hezeyanından, sendromundan kurtulmasının başka da bir yolu yok...

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,

E-posta: necatiabay@gmail.com,

Blog: http://tutuklugazeteciler.blogspot.com,

29 Şubat 2012 Çarşamba

3 Mart Cumartesi Günü Saat 11’de Taksim’deyiz...


TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN

BASINA VE KAMUOYUNA

3 Mart Cumartesi Günü Saat 11’de Taksim’deyiz...

Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları (ANGA), Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarının 1. yıldönümünde tutuklu gazetecilerle dayanışmak, TMY ve ÖYM’nin kaldırılmasını istemek amacıyla 3 Mart Cumartesi günü saat 11.00’de Taksim’de buluşup Galatasaray’a yürüyor.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) olarak bu etkinliği destekliyor, basın özgürlüğüne, insan haklarına duyarlı tüm kişi ve kurumları desteklemeye çağırıyor ve konuyla ilgili olarak ANGA’nın yaptığı açıklama ve çağrıyı bilginize sunuyoruz...

................................................................................

Tam bir yıl oldu.

Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları olarak bizi Beşiktaş'taki özel yetkili mahkemenin kapısına getiren o lanetli günlerin üzerinden bir yıl geçti.

Gazeteci arkadaşlarımızın “terör örgütü üyesi” olduğu iddiasıyla evlerinin basılıp, gözaltına alındıkları o günün üzerinden geçen 365 gün…

Bir yıl önce o gün, iktidarı rahatsız eden, “dokunan” her sesin susturulması için hazırlanan operasyonların da miladı oldu.

Tutuklanan gazetecilerin, gizli faaliyetlerde bulundukları, delillerin ortaya çıkacağı, “bilmediğimiz şeylerin olduğunun” söylenmesinin üzerinden bir yıl geçti, iddianame yazıldı, mahkeme başladı.

Ama o deliller hala bulunamadı.

Yargılama sürecinde de “delil oldukları iddia edilen belgelerin” yayınlanmış haberler, haber toplantıları, telefon konuşmaları, kitaplar olduğu ortaya çıktı.

Peki bir yıl boyunca ne mi oldu?

- Yayımlanmayan kitapları yasakladılar.

- Tutuklanan gazeteci sayısını üçe katladılar, dalya dediler 100'ü aştılar.

- Gazeteciler yetmedi, dağıtımcılara saldırdılar.

- Önce medya patronlarını, sonra reklam verenleri tehdit ettiler.

- Beğenmedikleri köşe yazarlarını, basın emekçilerini işten attırdılar.

- Gazete sayfaları ve televizyon ekranlarını aykırı her sese kapatmak için meslektaşlarımızı işsiz bıraktılar.

Bir yılda, onlarca basın emekçisi işinden oldu. Onları ne ekranlarda görebiliyorsunuz ne gazete sayfalarında okuyabiliyorsunuz, haberlerin altındaki imzalar bir bir yok oluyor.

Daha fazlası da başında “Demokles’in kılıcıyla” çalışıyor. Meslektaşlarımız, bir korku ikliminin dayattığı sansürle boğuşuyor.

Ama içerde ya da dışarıda, hiçbirimiz susmuyoruz ve korkmuyoruz.

Tıpkı 90'larda arkadaşlarımız tek tek katledilirken haykırdığımız gibi, susmuyoruz ki sıranın bir başkasına gelmesine izin vermeyeceğimizi gösteriyoruz.

Bizler ANGA olarak Cumartesi sabahı cezaevindeki 104 gazeteci ve 35 dağıtımcıyı unutmadığımızı, unutturamayacaklarını haykırmak için saat 11.00'de Taksim'de buluşacağız.

Galatasaray'a yürüyüp açıklamamızı yapacağız.

Ardından da tam bir yıl önce soğuk bir cumartesi sabahı bize kucak açan Cumartesi Anneleri'nin 362'nci hafta eylemine katılacağız.

Bir gün hepimizin “terörist” ilan edilebileceği tehdidiyle susmamızı emreden TMK’nın ve muhalifleri “özel bir hukuka tabi tutan” ÖYM’lerin kaldırılmasını; gazetecilere ve ifadeye özgürlük isteyen herkesi de bekliyoruz.

...............................................................................................

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)

29 Şubat 2012

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,

E-posta: necatiabay@gmail.com,

Blog: http://tutuklugazeteciler.blogspot.com,

21 Şubat 2012 Salı

Üç Gazeteci Yaklaşık 6 Yıldır Tutuklu Yargılanıyor. Duruşmaları 23 Şubat'ta Beşiktaş Adliyesinde...

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN

BASINA VE KAMUOYUNA

* Üç Gazeteci Yaklaşık 6 Yıldır Tutuklu Yargılanıyor. Duruşmaları 23 Şubat’ta Beşiktaş Adliyesinde...

Atılım gazetesi genel yayın koordinatörü Sedat Şenoğlu, Atılım gazetesi yazarı Bayram Namaz ve Özgür Radyo eski genel yayın koordinatörü Füsun Erdoğan Eylül 2006’dan bu yana yaklaşık altı yıldır Beşiktaş 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanıyor.

5 yıllık uzun tutukluluğun ardından17 Mayıs 2011 tarihinde Atılım gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Çiçek, Atılım gazetesi yazarı Ziya Ulusoy ve Ali Hıdır Polat tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Bu davada sosyalist kimlikleriyle tanınan yazar Arif Çelebi, Sultan Ulusoy da tutuklu yargılanıyor.

Bu dava 2006 Haziranında AKP hükümeti eliyle daha da ağırlaştırılarak devreye sokulan Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) ilk uygulandığı dava olmasının yanı sıra, Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) infaza dönüşen uzun tutukluluk adaletsizliğinin tipik örneklerinden birisidir. Ergenekon davasındaki 2-3 yıllık uzun tutuklulukları eleştiren ve merkez medyanın gündemine taşıyanların, bu davadaki 6 yıllık uzun tutuklu yargılamayı görmezlikten gelmeleri çifte standartçı yaklaşımın bir ifadesidir.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, insan haklarını savunan tüm kişi ve kurumları bu davayı yakinen takip etmeye davet ediyoruz. Tutuklu gazetecilerin infaza dönüşen uzun tutukluluklarına son verilerek serbest bırakılmasını, Toplumla Mücadele Yasası adı verilen Terörle Mücadele Yasası’nın iptal edilmesini, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasını istiyoruz.

TMY ve ÖYM Kaldırılsın!

Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!

Duruşma Tarihi: 23 Şubat 2012, Perşembe

Saati: 10.00

Yer: 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Beşiktaş-İstanbul (Eski DGM)

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)

21 Şubat 2012

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,

E-posta: necatiabay@gmail.com,

Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

3 Şubat 2012 Cuma

Atılım gazetesinde “RSF ve CPJ’nin Tutuklu Gazeteciler Sendromu” başlığıyla yayımlanan köşe yazımdır


Atılım gazetesinin 4 Şubat 2012 tarihli “Bakış” köşesinde “RSF ve CPJ’nin Tutuklu Gazeteciler Sendromu” başlığıyla yayımlanan yazımdır.
Bilginize sunulur...

RSF ve CPJ’nin Tutuklu Gazeteciler Sendromu

NECATİ ABAY*

AKP hükümeti ve devletin dört elle sarıldığı Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) süregelen uygulaması, diğer olguların (siyasetçilere, öğrencilere, sendikacılara, aydınlara yönelik kitlesel tutuklama, terörize etme) yanısıra Türkiye’de tutuklu gazeteciler gerçeğinin ayyuka çıkardı. 2011 yılının Ocak ayında 39 olan tutuklu gazeteci sayısı, Ocak 2012’de iki katından fazla artışla (19’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü ve büyük çoğunluğu Kürt basınından olmak üzere) 105’e yükseldi.
Türkiye, tutuklu gazeteciler bakımından dünyanın en büyük hapishanesine dönüştü. Tutuklu gazeteci sayısında dünya birinciliği konumunu gözü kararmışçasına sürdürmede kararlı gözüküyor. Ne var ki, kitlesel gazeteci kıyımına dek varan uygulamalara rağmen ilerici, yurtsever ve sosyalist basını susturamıyor, korku imparatorluğunu oluşturamıyor. Özgür basın bedeller ödeyerek yürümeyi sürdürüyor.
Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın ve diğer hükümet ve devlet yetkililerinin “onlar gazeteci değil teröristtir” şeklindeki peş peşe açıklamaları gerçeği örtbas edemiyor. Hezeyanla, suçluluk psikolojisiyle yapılmış açıklamalardır bunlar. Artık ne Türkiye ve dünya kamuoyu, ne de ulusal ve uluslararası basın kuruluşları nezdinde inandırıcılıkları kaldı.
Merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de Türkiye’deki tutuklu gazeteciler gerçeği konusundaki kayıtsızlıklarına, ilgisizliklerine son vermiş durumdadırlar. Artık kendilerini bir şeyler söylemek zorunda hissediyorlar. Elbette ABD’nin yörüngesi doğrultusunda ve gerçeğin yalnızca küçücük bir kısmına dokunarak. Ve dahası aynı zamanda gerçekleri, somut olguları ters yüz etme çabası eşliğinde.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Aralık 2011’de yayımladığı raporda “Çin, gazetecileri en fazla tutuklayan ülke olma özelliğini kaybetmedi” diyerek Çin’i tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya birincisi ilan etti. Çin’i İran ve Eritre’nin takip ettiğini belirtti. Peki neye dayanarak? Dayanaktan yoksun bir açıklamaydı bu. Çünkü aynı raporda “bu üç ülkede hapiste olan toplam gazeteci sayısı belirsiz” diyordu. Sayı belirsizse Çin’i dünya birincisi ilan etmenin arka planında ne yatıyordu? Hangi politik kaygılar Çin ve İran’ı hedef tahtasına oturturken, devleti ve AKP hükümetini kolluyordu. Aynı raporda “tutuklu gazeteciler ile ilgili sayı yalnızca 2011’de hüküm giyen gazeteci sayısıdır. Bu sayı, daha önce başlayan davalardan tutuklu olan gazetecileri ve 2011’de davası sürenleri kapsamıyor” deniyor. Bu, tek tek ülkeler bakımından toplam tutuklu gazeteci sayısını belirleme çabası ve kaygısından uzak kasıtlı bir politik tutumun yansımasıdır. Açık ki Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından (29 Ocak 2012 itibariyle 105 gazeteci hapistedir) dünya birincisi olduğu gerçeği görmezden gelinerek, Çin, İran ve Suriye ABD politikaları doğrultusunda hedef tahtasına oturtuluyor.
ABD güdümünde uluslararası alanda faaliyet gösteren Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de yakın zamanda, Türkiye’de sadece 8 gazetecinin tutuklu bulunduğunu açıklayarak Türkiye’deki tutuklu gazeteciler gerçeğini tıpkı AKP hükümeti gibi tersyüz etmişti.
RSF ve CPJ, ABD dış politikasının güdümündedir. Nesnelliği en azından tartışmalıdır. Her iki örgüt de okları, ABD’nin hedeflediği devletlere yöneltme güdüsüyle hareket ediyorlar. Yakın zamana kadar Türkiye’de tutuklu gazeteciler gerçeğini görmezlikten geldiler, şimdi görmezlikten gelemiyorlar. Yine de açık bir çarpıtma içindeler.
Türkiye’de tutuklu gazeteciler gerçeği, RSF ve CPJ’yi sendroma sürüklemiş bulunuyor. Onlar da AKP hükümeti gibi tutuklu gazeteciler gerçeğinin basıncı altındalar. Bundan da kurtulamayacaklar.

* Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteciler.blogspot.com,

29 Ocak 2012 Pazar

Bir Gazeteci Daha Tutuklandı... Tutuklu Gazetecilerin Sayısı 105’e Yükseldi...

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

Bir Gazeteci Daha Tutuklandı... Tutuklu Gazetecilerin Sayısı 105’e Yükseldi...
RSF ve CPJ’nin Tutuklu Gazeteciler Açıklaması Nesnel Değil Kasıtlıdır...

Kürt basınından bir gazeteci daha tutuklandı.
Azadiya Welat gazetesinin Mardin temsilcisi Aziz Tekin, 28 Ocak 2012 tarihinde Kızıltepe’de KCK adı altında BDP’li Kürt siyasetçilere yönelik eş zamanlı operasyonlardı gözaltına alındı ve aynı gün tutuklandı. Tutuklananlar arasında, BDP Kızıltepe İlçe Başkan Yardımcısı Kenan Akdoğan, Kızıltepe Belediyesi Başkan Yardımcısı Leyla Salman, Belediye Meclis Üyesi Nuran Turan da bulunuyor.
Aziz Tekin’in tutuklanmasıyla birlikte, tutuklu gazetecilerin sayısı, 19’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 105’e çıktı. Tutuklu gazeteci sayısı bakımından Türkiye’nin dünya birinciliği iyice sağlamlaştı! Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF)’nin yayınladığı 2011/2012 Dünya Basın Özgürlüğü listesinde de Türkiye 10 sıra daha geriledi ve 148. sırada yer aldı. AKP hükümetinin dört elle sarıldığı Terörle Mücadele Yasası (TMY)’nin marifetidir bu.

RSF ve CPJ’nin Tutuklu Gazeteciler Açıklaması Nesnel Değil Kasıtlıdır...
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Aralık 2011 tarihinde yayımladığı raporda “Çin, gazetecileri en fazla tutuklayan ülke olma özelliğini kaybetmedi.” diyerek Çin’i tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi ilan etti. Çin’i İran ve Eritre’nin takip ettiğini belirtti. Peki neye dayanarak? Dayanaktan yoksun bir açıklama bu. Çünkü aynı raporda “Bu üç ülkede hapiste olan toplam gazeteci sayısı belirsiz.” diyor. Sayı belirsizse Çin’i Dünya birincisi ilan etmenin ayakları havada kaldığı da yalın bir gerçektir. Aynı raporda “Tutuklu gazeteciler ile ilgili sayı yalnızca 2011’de hüküm giyen gazeteci sayısıdır. Bu sayı, daha önce başlayan davalardan tutuklu olan gazetecileri ve 2011'de davası sürenleri kapsamıyor.” diyor. Bu da tek ülkeler bakımından toplam tutuklu gazeteci sayısını belirleme çabası ve kaygısından uzak kasıtlı bir politik tutumun yansımasıdır. RSF’nin ABD’nin dış politikasının güdümünde olduğunu biliyorduk ama bu ölçüde nesnelliğini yitireceğini beklemiyorduk. Açık ki Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından (Bugün itibariyle sayı 105’tir.) Dünya birincisi olduğu gerçeğini görmezden gelinerek Çin ve İran hedef tahtasına oturtuluyor. Yakın zamanda ABD güdümündeki Uluslararası alanda faaliyet gösteren Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de Türkiye’de sadece 8 gazetecinin tutuklu bulunduğunu açıklayarak Türkiye’deki tutuklu gazeteciler gerçeğini önemsizleştirmiş, Çin, İran ve Suriye’yi hedef tahtasına oturtmuştu.
Sonuç olarak RSF ve CPJ, ABD dış politikası güdümündedir. Nesnelliği en azından tartışmalıdır. ABD’nin hedefine koyduğu ülkeleri hedef tahtasına oturtma kaygısıyla hareket ediyorlar. Yakın zamana kadar Türkiye’de tutuklu gazeteciler gerçeğini görmezlikten geldiler, şimdi görmezlikten gelemiyorlar. Bu elbette olumludur. Ama maalesef nesnellikten de uzaktır...


Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
29 Ocak 2012


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteciler.blogspot.com,

15 Ocak 2012 Pazar

“Hrant’ın Arkadaşları”nın desteğinize ihtiyacı var...

“Hrant’ın Arkadaşları”nın desteğinize ihtiyacı var...

Hrant Dink’i yok ettikleri günden bu yana tam beş yıl geçti. Beş yıl önce onu yüz binler İstanbul caddelerinde akarak, milyonlar ağlayarak uğurladı.
Beşinci yılında o büyük dayanışmayı, o sessiz çığlığı, o çok büyük anlam taşıyan demokratik çıkışı tekrarlamak dileği ve umudundayız.
Beş yıl boyunca cinayetin yargılanma sürecini hepimiz içimiz burkularak, öfkelenerek, isyan ederek izledik. Karşımıza üç beş tetikçi çıkardılar ve bununla yetinmemizi istediler.
O yüzden 19 Ocak 2012 Perşembe günü Hrant Dink’i olabildiğince büyük bir kitlenin katılımıyla anmak daha da bir anlam ve önem kazanıyor.
Ama bunu olabildiğince geniş kesimlere duyurmakta ve katılımlarını özendirmekte sizin yardımınıza, desteğinize şiddetle ihtiyacımız var. Katkılarınız olmadan bunu başaramayız.
19 Ocak Perşembe günü saat tam 13’de Taksim Meydanının Elmadağ’a olan yönünde toplanacağız ve AGOS’un önüne yürüyeceğiz.
Slogan yok. Örgütsel flama, bayrak yok. Bu sessiz bir çığlık.
Önümüzdeki Pazartesi, Salı ve Çarşamba boyunca ulaşabildiğiniz herkese, üyesi olduğunuz her maiel grubuna, meslek örgütüne, STK’ya bu çağrıyı duyurmakta bize omuz verin.
19 Ocak günü kendinizin de o yürüyüş kolunda saf tutun.
Şimdiden teşekkürler...

Hrant’ın Arkadaşları