TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA
Platformumuzun sözcüsü Necati Abay için düşünce özgürlüğü savunucularının imzasını istiyoruz...
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi öncülüğünde aydınların çağrıcısı olduğu Necati Abay’la ilgili imza kampanyası sürüyor.
Her düşünce özgürlüğü savunucu aşağıdaki linkten imza verebilir. Link tıklandığında çıkan penceredeki başlığın altındaki “destek için imza formu” linki tıklanarak çıkan penceredeki form doldurulup gönderildiğinde imza verilmiş olur.
http://gercek-inatcidir.blogspot.com/
İMZA METNİ VE ÇAĞRICILAR
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’a 18 Yıl 9 Ay Hapis
Kanıt yok ama kanaat var!
Atılım gazetesi yazarı, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay, Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP) davası çerçevesinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemenin gerekçeli kararında Abay’ın MLKP yapısı içinde hücreevlerinin koordinasyonundan sorumlu olduğu ileri sürülüyor.
Ancak, Necati Abay’a bu cezanın Atılım gazetesindeki yazarlık faaliyeti, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü olarak sekiz yıldır yürüttüğü etkili çalışma ve bir aydın olarak çeşitli imza kampanyalarında oynadığı merkezi rol dolayısıyla verildiği açıktır.
Birincisi, kararın gerekçesinde tam tamına şöyle denmektedir: “sanığın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından...” Görüldüğü gibi, mahkeme, Necati Abay’ın örgütle “doğrudan bağlantısı ve iştiraki” olduğunu tespit edememiştir. Sadece bu yönde bir “kanaat oluşmuş”tur. Yani ceza kanıt olmaksızın, kanaat temelinde verilmiştir.
İkincisi, Abay’ın yargılanması için gösterilen tek delil, bir zanlının avukatının bulunmadığı bir süreçte verdiği ifadedir. Zanlı daha sonra mahkemede ifadesinin işkence altında alındığını, ama ayrıca Necati Abay’ı tanımadığı için onun hakkında zaten hiçbir şey söylememiş olduğunu açıklamıştır. Yani ifadede Necati Abay aleyhinde yer alan dört satırlık pasaj polisin fabrikasyonudur. Polis, bu ifadeyi Nisan 2003’te mahkemeye sunmadan iki ay önce, Şubat 2003’te Necati Abay’ı Atılım gazetesindeki çalışmaları dolayısıyla gözaltına aldığında şöyle tehdit etmiştir: “Bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız başınız beladan kurtulmaz. Böylesi haberler devam ederse Necati Abay, seni her an tutuklatabiliriz. Ne zaman tutuklatacağımıza biz karar vereceğiz.” Buradaki mantık çıplaktır: Abay, Atılım gazetesinin yayın politikası dolayısıyla polis tarafından otosansüre zorlanmaktadır. Bunu reddettiği içindir ki hakkında bir komplo kurulmuştur. Yani Abay’a ceza, gazeteciliğine cezadır.
Üçüncüsü, Atılım gazetesi yazarlığından bir aydın olarak çeşitli kitlesel kampanyalara kadar herkesin gözü önünde faaliyet gösteren bir yazarın “hücreevleri koordinasyonundan sorumlu” olarak görev yapması, her türlü gerçekçi değerlendirmeye aykırıdır. Abay, polis fezlekesi temelinde cezalandırılamaya çalışılmaktadır.
Düzene veya hükümete muhalif gazetecilerin mesleki çabalarının, bu insanların başka tür faaliyetlerle ilişkilendirilmesi temelinde cezalandırılması giderek yaygın biçimde kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın maruz bırakıldığı baskılar bütün kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiştir. Ama daha da vahimi, bu kadar göz önünde yaşanmayan vakalardır. Necati Abay davası, başka tür suçların cezalandırılması bahanesi altında gazetecinin düşünce özgürlüğünün ayaklar altına alınmasının tipik bir örneği olarak belirmektedir. Mahkeme, Abay’ın itham edildiği fiile ilişkin delil bulunamadığını kendi gerekçesinde itiraf ettiğine göre ulaşılacak tek mantıklı sonuç, Abay’ın bir gazeteci olarak faaliyetleri dolayısıyla cezalandırıldığıdır.
Son dönemde başka gazetecilere verilen muazzam cezalar, durumun vahim bir noktaya doğru ilerlediğini gösteriyor: Azadiya Welat gazetesinin sahibi Vedat Kurşun’a 166 yıl, aynı gazetenin diğer sahibi Emine Demir’e 138 yıl, Atılım gazetesi eski sahibi Hatice Duman’a müebbet hapis cezası verilmiştir.
Biz aşağıda imzası olanlar, gazetecilere yönelen bu baskının bir örneği olarak Necati Abay’ın hukuk dışı yöntemlerle 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edilmesini vahim bir gelişme olarak görüyor, gazetecilere özgürlük tanınmasının halkın haber alma özgürlüğünün sağlanması anlamına geldiğini vurguluyoruz.
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi
Sungur Savran
İsmail Beşikçi
Fikret Başkaya
Sibel Özbudun
Recep Maraşlı
Temel Demirer
Cemil Gündoğan
Hanna Beth-Sawoce
Sabri Atman
Fatime Akalın
Mahmut Konuk
Ragıp Zarakolu
Attila Tuygan
Şiar Rişvanoğlu
Yücel Demirer
Hüsnü Öndül
Sait Çetinoğlu
Ahmet Önal
Haluk Gerger
Sami Evren
Doğan Tarkan
Cengiz Algan
Yalçın Ergündoğan
Adil Okay
Memik Horuz
Murad Akıncılar
Ali Ülger
Tayfun İşçi
Mehmet Özer
Hüseyin Gevher
Metin Uzunöz
Ramazan Gezgin
Murat Kuseyri
Emrah Cilasun
Aydın Doğan
Necmettin Salaz
Zeynep Tozduman
Aydın Çubukçu
İmza için linki tıklayabilirsiniz. http://gercek-inatcidir.blogspot.com/
İMZA METNİ İÇİN YANIT YAZMAK İSTERSENİZ necatiabay@gmail.com MAİL ADRESİNE YAZABİLİRSİNİZ.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
27 Mayıs 2011
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
27 Mayıs 2011 Cuma
6 Mayıs 2011 Cuma
Necati Abay'a Verilen 18 Yıllık Hapis Cezasının Gerekçeli Kararının "Kanaat" Olduğu Açıklandı.
Necati Abay’a sadece 'kanaat'ten 18 yıl hapis
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay'a verilen hapis cezası sadece "kanaat"e dayanıyor. Mahkeme heyeti, "kanıt olmasa da kanaat var" diyerek, 18 yıl 9 ay hapis cezası verdi.
Etkin Haber Ajansı / 06 Mayıs 2011 Cuma, 14:13
İSTANBUL- Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay'a verilen 18 yıl 9 aylık hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Mahkeme heyeti kararda, "delil yok" itirafında bulunuyor, ancak "tam kanaat" oluştuğu için hapis cezası veriyor.
2003 yılında Atılım Gazetesi editörü iken gözaltına alınan Necati Abay, sadece Aligül Alkaya'ya ait olduğu iddia edilen 4 satırlık ifadeye dayanarak tutuklanmıştı. Alkaya söz konusu ifadenin kendisine ait olmadığını söylerken, Abay ilk duruşmada serbest bırakılmıştı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava 4 Mayıs 2011 tarihinde sonuçlanmış, Abay'a 18 yıl 9 ay hapis cezası verilmişti.
Mahkemenin gerekçeli kararı açıklandı. Gerekçeli kararda, "MLKP örgütü birimi Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvveti (FESK)'e ait hücreevlerinin sorumlusu ve koordinatörü olmak" iddiasıyla hapis cezasına çarptırılan Abay ile ilgili şu ifadeler yer alıyor:
"Sanıklar Hasan Özcan ve Necati Abay'ın 765 sayılı TCK'nın 146/1. Maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bir bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından....18'er sene 9 ay hapis cezası iye cezalandırılmalarına..."
'YARGILAMA EMNİYET TUTANAKLARINA GÖRE YAPILDI'
Abay'ın avukatı Gülizar Tuncer, hiçbir delil olmadan, sadece "kanaat"e dayanarak ceza verilemeyeceğini belirtiyor.
ETHA'ya konuşan Tuncer, mahkemede yaptıkları savunmaların da tutanaklara eksik geçirildiğini belirtti. Tuncer, yargılamanın emniyet tutanaklarına göre yapıldığına dikkat çekti, şöyle dedi: "Sanıklardan birisinin emniyet ifadesine sonradan eklenen bir kaç cümle var ve bunların sonradan eklendiği o kadar açık ki, ifadelerde aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kişilerle hiçbir ilişki alaka yok ve yargılama zorla, okutulmadan imzalatılan ve sonradan reddedilen Aligül Alkaya'nın ifadesi. Alkaya, savcılıkta, mahkemede, sorgu hakimliğinde işkenceyle alınan bu ifadeleri reddediyor. Bu durumda ifadelerin dosyadan çıkarılması gerekirken, delil niteliği taşımadığı halde Necati Abay'a ceza verilirken dayandırılan gerekçe bu oluyor. O ifadede şöyle bir ibare var. Deniyor ki; 'MLKP'nin Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri (FESK) adlı biriminin hücrelerinin sorumlusu Necati Abay'dır ve Emre kod adını kullanıyordu.' Bu ifade zorla, işkenceyle alınmış ve avukat huzurunda alınmamış bir ifade. Mahkeme sadece buna dayandı başka hiçbir şey yok. Aleyhinde hiçbir delil yok."
NORMAL İNSAN MANTIĞINA BİLE SIĞMAZ
Necati Abay'ın 20 yıllık bir gazeteci olduğunu ve yıllarca Atılım Gazetesi'nde çalıştığını hatırlatan Tuncer, şöyle devam etti: "Necati Abay, Atılım Gazetesi'nin yayın kurulu üyesi olduğu dönemlerde defalarca hakkında davalar açıldı, gözaltına alındı. 20 yıldır aynı yerde çalışan, polisin sürekli gözü önünde olan bir insanın kod adı kullanması mümkün değil. Bu kadar açıkta olan bir insanın silahlı bir örgütün hücreevi sorumlusu olması; hukuk mantığını bırakın, normal bir insanın dahi mantığının alamayacağı bir şey."
Tuncer, karar tutanağında mahkemenin 'kanıtlanamasa da' ifadesine ilişkin ise "Ortaya konacak bir şey yok ki neyi kanıtlayasın. Sadece emniyet ifadesi... Bu verilen karar Özel Yetkili Mahkemelerde yapılan yargılamaların geldiği noktayı göstermek açısından çok somut bir örnek. Burada yaşanan hukuksuz yargılamaların somut bir göstergesi" dedi.
ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER, YARGITAYLA DGM'LERİN ARAFI
Kararı temyiz ettiklerini söyleyen Tuncer, Yargıtay'ın durumuna işaret ederek şöyle konuştu: "Yargıtay da hukuksuz kararlar veriyor. Zaten Özel Yetkili Mahkemeler, Yargıtay yönlendirmesiyle karar veriyorlar ve Yargıtay ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin arafı konumundalar.
Şöyle bir durum da var üstelik; kararın verildiği celse öncesinde biz mahkemeye heyetini reddetmiştik. Sanıkların mahkemeye yönelik güvensizlikleri var. Tarafsız ve bağımsız olmadığını düşünüyorlar ve bu konuda düşüncelerini beyan ederek taleplerini iletmişlerdi. O konuda karar verilmeden ve tutuklu sanıklardan biri duruşmaya gelmeden karar verildi. Bu tam bir hukuksuzluk örneği."
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay'a verilen hapis cezası sadece "kanaat"e dayanıyor. Mahkeme heyeti, "kanıt olmasa da kanaat var" diyerek, 18 yıl 9 ay hapis cezası verdi.
Etkin Haber Ajansı / 06 Mayıs 2011 Cuma, 14:13
İSTANBUL- Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay'a verilen 18 yıl 9 aylık hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Mahkeme heyeti kararda, "delil yok" itirafında bulunuyor, ancak "tam kanaat" oluştuğu için hapis cezası veriyor.
2003 yılında Atılım Gazetesi editörü iken gözaltına alınan Necati Abay, sadece Aligül Alkaya'ya ait olduğu iddia edilen 4 satırlık ifadeye dayanarak tutuklanmıştı. Alkaya söz konusu ifadenin kendisine ait olmadığını söylerken, Abay ilk duruşmada serbest bırakılmıştı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava 4 Mayıs 2011 tarihinde sonuçlanmış, Abay'a 18 yıl 9 ay hapis cezası verilmişti.
Mahkemenin gerekçeli kararı açıklandı. Gerekçeli kararda, "MLKP örgütü birimi Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvveti (FESK)'e ait hücreevlerinin sorumlusu ve koordinatörü olmak" iddiasıyla hapis cezasına çarptırılan Abay ile ilgili şu ifadeler yer alıyor:
"Sanıklar Hasan Özcan ve Necati Abay'ın 765 sayılı TCK'nın 146/1. Maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bir bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından....18'er sene 9 ay hapis cezası iye cezalandırılmalarına..."
'YARGILAMA EMNİYET TUTANAKLARINA GÖRE YAPILDI'
Abay'ın avukatı Gülizar Tuncer, hiçbir delil olmadan, sadece "kanaat"e dayanarak ceza verilemeyeceğini belirtiyor.
ETHA'ya konuşan Tuncer, mahkemede yaptıkları savunmaların da tutanaklara eksik geçirildiğini belirtti. Tuncer, yargılamanın emniyet tutanaklarına göre yapıldığına dikkat çekti, şöyle dedi: "Sanıklardan birisinin emniyet ifadesine sonradan eklenen bir kaç cümle var ve bunların sonradan eklendiği o kadar açık ki, ifadelerde aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kişilerle hiçbir ilişki alaka yok ve yargılama zorla, okutulmadan imzalatılan ve sonradan reddedilen Aligül Alkaya'nın ifadesi. Alkaya, savcılıkta, mahkemede, sorgu hakimliğinde işkenceyle alınan bu ifadeleri reddediyor. Bu durumda ifadelerin dosyadan çıkarılması gerekirken, delil niteliği taşımadığı halde Necati Abay'a ceza verilirken dayandırılan gerekçe bu oluyor. O ifadede şöyle bir ibare var. Deniyor ki; 'MLKP'nin Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri (FESK) adlı biriminin hücrelerinin sorumlusu Necati Abay'dır ve Emre kod adını kullanıyordu.' Bu ifade zorla, işkenceyle alınmış ve avukat huzurunda alınmamış bir ifade. Mahkeme sadece buna dayandı başka hiçbir şey yok. Aleyhinde hiçbir delil yok."
NORMAL İNSAN MANTIĞINA BİLE SIĞMAZ
Necati Abay'ın 20 yıllık bir gazeteci olduğunu ve yıllarca Atılım Gazetesi'nde çalıştığını hatırlatan Tuncer, şöyle devam etti: "Necati Abay, Atılım Gazetesi'nin yayın kurulu üyesi olduğu dönemlerde defalarca hakkında davalar açıldı, gözaltına alındı. 20 yıldır aynı yerde çalışan, polisin sürekli gözü önünde olan bir insanın kod adı kullanması mümkün değil. Bu kadar açıkta olan bir insanın silahlı bir örgütün hücreevi sorumlusu olması; hukuk mantığını bırakın, normal bir insanın dahi mantığının alamayacağı bir şey."
Tuncer, karar tutanağında mahkemenin 'kanıtlanamasa da' ifadesine ilişkin ise "Ortaya konacak bir şey yok ki neyi kanıtlayasın. Sadece emniyet ifadesi... Bu verilen karar Özel Yetkili Mahkemelerde yapılan yargılamaların geldiği noktayı göstermek açısından çok somut bir örnek. Burada yaşanan hukuksuz yargılamaların somut bir göstergesi" dedi.
ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER, YARGITAYLA DGM'LERİN ARAFI
Kararı temyiz ettiklerini söyleyen Tuncer, Yargıtay'ın durumuna işaret ederek şöyle konuştu: "Yargıtay da hukuksuz kararlar veriyor. Zaten Özel Yetkili Mahkemeler, Yargıtay yönlendirmesiyle karar veriyorlar ve Yargıtay ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin arafı konumundalar.
Şöyle bir durum da var üstelik; kararın verildiği celse öncesinde biz mahkemeye heyetini reddetmiştik. Sanıkların mahkemeye yönelik güvensizlikleri var. Tarafsız ve bağımsız olmadığını düşünüyorlar ve bu konuda düşüncelerini beyan ederek taleplerini iletmişlerdi. O konuda karar verilmeden ve tutuklu sanıklardan biri duruşmaya gelmeden karar verildi. Bu tam bir hukuksuzluk örneği."
4 Mayıs 2011 Çarşamba
TGDP Sözcüsü Necati Abay'a 18 Yıl 9 Ay Hapis Cezası Verildi...
TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA
* Platformumuzun Sözcüsü Necati Abay’a 18 Yıl 9 Ay Hapis Cezası, Atılım Gazetesi Eski Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman’a Müebbet Hapis Cezası Verildi...
* Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin Bu Kararı Sıkandaldır ve Çok Tartışılacak...
4 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8 yıl süren davanın karar duruşmasında, tutuksuz olarak yargılanan ve müebbet hapisle cezalandırılması istenen platformumuzun sözcüsü Necati Abay’a “terör örgütü yöneticisi” olduğu iddiasıyla 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Aynı duruşmada tutuklu bulunan Atılım gazetesi eski sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman’a müebbet hapis cezası verildi.
Tutuksuz yargılanan Necati Abay’a tutuklama kararı verilmezken dava Yargıtay’a intikal etti.
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay hakkında verdiği bu kararın, platformumuzun basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için yürüttüğü mücadeleye yönelik bir tavır olduğunu düşünüyoruz. Bu karar sıkandal bir karardır ve çok tartışılacağını sanıyoruz. Hem Hatice Duman hem de Necati Abay şahsında bu karar Atılım gazetesine yönelik doğrudan saldırıdır.
Necati Abay, Atılım gazetesinde yazar-editör olarak çalışırken 13 Nisan 2003 tarihinde Kadıköy’deki evinden bilgisayarıyla birlikte gözaltına alınmıştı. Evinde yapılan aramada hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştı. Necati Abay, Terörle Mücadele Şubesine götürüldüğünde tıpkı bugün Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yapıldığı gibi asılsız iddialarla, polis komplosuyla yüzyüze bulunduğunu gördü. Suçlamaları reddetti.
Necati Abay’ın yaşamı boyunca hiç tanımadığı Aligül Alkaya adlı şahıs, emniyette işkence altındayken polisin hazırladığı “ifadeyi” polisin zoruyla imzalamasıyla birlikte polis komplosu ve komplo belgesi devreye girer ve Necati Abay gözaltına alınır. Bu düzmece “ifade”nin dışında (Kaldı ki Aligül Alkaya savcılık, sorgu hakimliğindeki ve süren duruşmalar boyunca verdiği ifadelerde polisteki Necati Abay’la ilgili ifadenin kendisine ait olmadığını, polisin sokuşturduğunu söyler.) dosyada Necati Abay’ın aleyhine hiçbir delil bulunmamaktadır, dahası yargılamanın sürdüğü 8 yıl boyunca dosyaya aleyhte bir delil de girmemiştir.
Necati Abay, 4 günlük gözaltının ardından savcılığa çıkarılır ve savcılık tutuklama istemiyle sorgu hakimliğine gönderir. Sorgu hakimi Aligül Alkaya’ya ait olduğu iddia edilen düzmece ifadeyi ciddiye almaz ve Necati Abay’ı serbest bırakır. Komplonun kısa sürede boşa çıkarıldığı sanılır, ancak komplocular yine işbaşındadır ve savcılığın itirazı üzerine Necati Abay aynı gün yeniden gözaltına alınır, tutuklanır ve Tekirdağ F Tipi cezaevine konulur. İddianame hazırlanır ve Necati Abay, Aligül Alkaya’ya ait olduğu iddia edilen emniyet ifadesindeki 4 satırlık ifadeye (Necati Abay’ın İstanbul’da bulunan hücre evlerinin sorumlusu olduğu, hücreler arasında irtibat sağladığı ve gizliliği sağlamak maksadıyla Emre kod adını kullandığı) dayanılarak TCK 146/1 gereğince müebbet hapisle cezalandırılması istenir. Ancak 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi (O tarihte DGM’ler vardı) 3 Ekim 2003 tarihli ilk duruşmada Necati Abay’ı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakır. Ama DGM’lerin yerine geçen özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi karar duruşmasında Necati Abay’a TCK’nın 168/1 gereğince “Terör örgütü yöneticisi” olduğu iddiasıyla 18 yıl 9 ay hapisle cezalandırır. Dosya Yargıtıy aşamasındadır.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak Platformumuzun sözcüsü Necati Abay’a 18 yıl 9 ay ve Atılım gazetesi eski sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman’a müebbet hapis cezesı verilmesini protesto ediyor, başta basın meslek kuruluşları, düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne duyarlı kişi ve kurumları demokratik tepkilerini ortaya koymaya çağırıyoruz.
Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararı, tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya birincisi olan Türkiye’nin, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü karşıtı tavrının artan oranda sürdüğünün yeni bir göstergesidir.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
4 Mayıs 2011
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
BASINA VE KAMUOYUNA
* Platformumuzun Sözcüsü Necati Abay’a 18 Yıl 9 Ay Hapis Cezası, Atılım Gazetesi Eski Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman’a Müebbet Hapis Cezası Verildi...
* Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin Bu Kararı Sıkandaldır ve Çok Tartışılacak...
4 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8 yıl süren davanın karar duruşmasında, tutuksuz olarak yargılanan ve müebbet hapisle cezalandırılması istenen platformumuzun sözcüsü Necati Abay’a “terör örgütü yöneticisi” olduğu iddiasıyla 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Aynı duruşmada tutuklu bulunan Atılım gazetesi eski sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman’a müebbet hapis cezası verildi.
Tutuksuz yargılanan Necati Abay’a tutuklama kararı verilmezken dava Yargıtay’a intikal etti.
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay hakkında verdiği bu kararın, platformumuzun basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için yürüttüğü mücadeleye yönelik bir tavır olduğunu düşünüyoruz. Bu karar sıkandal bir karardır ve çok tartışılacağını sanıyoruz. Hem Hatice Duman hem de Necati Abay şahsında bu karar Atılım gazetesine yönelik doğrudan saldırıdır.
Necati Abay, Atılım gazetesinde yazar-editör olarak çalışırken 13 Nisan 2003 tarihinde Kadıköy’deki evinden bilgisayarıyla birlikte gözaltına alınmıştı. Evinde yapılan aramada hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştı. Necati Abay, Terörle Mücadele Şubesine götürüldüğünde tıpkı bugün Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yapıldığı gibi asılsız iddialarla, polis komplosuyla yüzyüze bulunduğunu gördü. Suçlamaları reddetti.
Necati Abay’ın yaşamı boyunca hiç tanımadığı Aligül Alkaya adlı şahıs, emniyette işkence altındayken polisin hazırladığı “ifadeyi” polisin zoruyla imzalamasıyla birlikte polis komplosu ve komplo belgesi devreye girer ve Necati Abay gözaltına alınır. Bu düzmece “ifade”nin dışında (Kaldı ki Aligül Alkaya savcılık, sorgu hakimliğindeki ve süren duruşmalar boyunca verdiği ifadelerde polisteki Necati Abay’la ilgili ifadenin kendisine ait olmadığını, polisin sokuşturduğunu söyler.) dosyada Necati Abay’ın aleyhine hiçbir delil bulunmamaktadır, dahası yargılamanın sürdüğü 8 yıl boyunca dosyaya aleyhte bir delil de girmemiştir.
Necati Abay, 4 günlük gözaltının ardından savcılığa çıkarılır ve savcılık tutuklama istemiyle sorgu hakimliğine gönderir. Sorgu hakimi Aligül Alkaya’ya ait olduğu iddia edilen düzmece ifadeyi ciddiye almaz ve Necati Abay’ı serbest bırakır. Komplonun kısa sürede boşa çıkarıldığı sanılır, ancak komplocular yine işbaşındadır ve savcılığın itirazı üzerine Necati Abay aynı gün yeniden gözaltına alınır, tutuklanır ve Tekirdağ F Tipi cezaevine konulur. İddianame hazırlanır ve Necati Abay, Aligül Alkaya’ya ait olduğu iddia edilen emniyet ifadesindeki 4 satırlık ifadeye (Necati Abay’ın İstanbul’da bulunan hücre evlerinin sorumlusu olduğu, hücreler arasında irtibat sağladığı ve gizliliği sağlamak maksadıyla Emre kod adını kullandığı) dayanılarak TCK 146/1 gereğince müebbet hapisle cezalandırılması istenir. Ancak 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi (O tarihte DGM’ler vardı) 3 Ekim 2003 tarihli ilk duruşmada Necati Abay’ı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakır. Ama DGM’lerin yerine geçen özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi karar duruşmasında Necati Abay’a TCK’nın 168/1 gereğince “Terör örgütü yöneticisi” olduğu iddiasıyla 18 yıl 9 ay hapisle cezalandırır. Dosya Yargıtıy aşamasındadır.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak Platformumuzun sözcüsü Necati Abay’a 18 yıl 9 ay ve Atılım gazetesi eski sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman’a müebbet hapis cezesı verilmesini protesto ediyor, başta basın meslek kuruluşları, düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne duyarlı kişi ve kurumları demokratik tepkilerini ortaya koymaya çağırıyoruz.
Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararı, tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya birincisi olan Türkiye’nin, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü karşıtı tavrının artan oranda sürdüğünün yeni bir göstergesidir.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
4 Mayıs 2011
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
1 Mayıs 2011 Pazar
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye Dünya Birinciliğini Sürdürüyor
TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA
* 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye Dünya Birinciliğini Sürdürüyor!..
Türkiye’de ve Dünyada basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma hakkını savunan basın emekçileri çeşitli saldırılara maruz kalıyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyoruz.
Türkiye, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü gazeteci-yazar sayısı bakımından Dünya birinciliğini sürdürüyor. İki ay önce Türkiye ve Dünya kamuoyuyla paylaştığımız bu saptama, birkaç hafta önce Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) nezdinde de teyit edilmiş oldu. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün açıklamasına göre Türkiye 57 tutuklu gazeteciyle Dünya birincisidir.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun saptamasına göre bugünkü tarih itibariyle Türkiye cezaevlerinde 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 58 gazeteci ve yazar tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazeteci ve yazarların büyük çoğunluğu Sosyalist basın ile Kürt basınına mensuptur. Sosyalist basından 23, Kürt basınından 24 gazeteci ve yazar tutuklu ve hükümlüdür. Geçtiğimiz hafta Dicle Haber Ajansı (DİHA)’nın Diyarbakır bölge temsilcisi Kadri Kaya ile Batman muhabiri Erdoğan Altan’ın tutuklanması saldırıların sistematikleştiğinin göstergesidir. Binlerce basın emekçisinin yargı kıskacı altında bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Türkiye’de basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmanın yolu, toplumsal muhalefet güçlerinin Toplumla Mücadele Yasası adını verdiği Terörle Mücadele Yasası’na karşı mücadele etmekten geçiyor. TMY’yi dokunmadan, gündeme almadan, Türkiye’de basın özgürlüğünü savunmanın olanağı yoktur. Bu ölçüt, basın özgürlüğünü savunmanın mihenk taşı haline geldi. Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasında da TMY’nin doğrudan payı vardır. Bir diğer ölçüt ise tutuklu gazetecilerin yargılandığı, gizlilik kararı, uzun yargılama süresi vb. özel yetkilerle donatılmış Devlet Güvenlik Mahkemelerinin devamcısı Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması talebidir. Atılım Gazetesi genel yayın yönetmeni ve İstanbul 1. Bölge (Anadolu Yakası) bağımsız milletvekili adayı İbrahim Çiçek 5 yıla yakın bir süredir tutuklu bulunmaktadır. İbrahim Çiçek’in durumu, uzun yargılamaya tipik örnektir...
TMY İptal Edilsin!
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Kaldırılsın!
Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
2 Mayıs 2011
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
BASINA VE KAMUOYUNA
* 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye Dünya Birinciliğini Sürdürüyor!..
Türkiye’de ve Dünyada basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, halkın haber alma hakkını savunan basın emekçileri çeşitli saldırılara maruz kalıyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyoruz.
Türkiye, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü gazeteci-yazar sayısı bakımından Dünya birinciliğini sürdürüyor. İki ay önce Türkiye ve Dünya kamuoyuyla paylaştığımız bu saptama, birkaç hafta önce Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) nezdinde de teyit edilmiş oldu. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün açıklamasına göre Türkiye 57 tutuklu gazeteciyle Dünya birincisidir.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun saptamasına göre bugünkü tarih itibariyle Türkiye cezaevlerinde 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 58 gazeteci ve yazar tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazeteci ve yazarların büyük çoğunluğu Sosyalist basın ile Kürt basınına mensuptur. Sosyalist basından 23, Kürt basınından 24 gazeteci ve yazar tutuklu ve hükümlüdür. Geçtiğimiz hafta Dicle Haber Ajansı (DİHA)’nın Diyarbakır bölge temsilcisi Kadri Kaya ile Batman muhabiri Erdoğan Altan’ın tutuklanması saldırıların sistematikleştiğinin göstergesidir. Binlerce basın emekçisinin yargı kıskacı altında bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Türkiye’de basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmanın yolu, toplumsal muhalefet güçlerinin Toplumla Mücadele Yasası adını verdiği Terörle Mücadele Yasası’na karşı mücadele etmekten geçiyor. TMY’yi dokunmadan, gündeme almadan, Türkiye’de basın özgürlüğünü savunmanın olanağı yoktur. Bu ölçüt, basın özgürlüğünü savunmanın mihenk taşı haline geldi. Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasında da TMY’nin doğrudan payı vardır. Bir diğer ölçüt ise tutuklu gazetecilerin yargılandığı, gizlilik kararı, uzun yargılama süresi vb. özel yetkilerle donatılmış Devlet Güvenlik Mahkemelerinin devamcısı Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması talebidir. Atılım Gazetesi genel yayın yönetmeni ve İstanbul 1. Bölge (Anadolu Yakası) bağımsız milletvekili adayı İbrahim Çiçek 5 yıla yakın bir süredir tutuklu bulunmaktadır. İbrahim Çiçek’in durumu, uzun yargılamaya tipik örnektir...
TMY İptal Edilsin!
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Kaldırılsın!
Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
2 Mayıs 2011
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
21 Nisan 2011 Perşembe
Necati ABAY: 24 Nisan 1915 İstanbul Ermeni Tehcirinde Ermeni Gazeteci ve Yazarlar da Öldürüldü...
Necati Abay, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü
22 Nisan 2011
* 24 Nisan 1915 İstanbul Ermeni Tehcirinde Ermeni Gazeteci ve Yazarlar da Öldürüldü...
24 Nisan 1915 tarihi, Ermeni halkının zihinlerinin derinliklerine kapkara bir gün olarak geçti. 24 Nisan 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun İttihat ve Terakki hükümetince düğmeye basıldı. İstanbul’da ilk Ermeni tehcirinin (sürgün) startı verilmişti. Ermeni halkının ileri gelenleri, halk önderleri, gazeteciler, yazarlar, şairler, sanatçılar, hukukçular, öğretmenler, siyasetçiler, milletvekilleri, özcesi Ermeni aydınları kuşatma altındaydı... Tehcire gönderilen Ermeni aydınlarının sayısı 220’yi bulmuştu.
İstanbul’da gözaltına alınıp tehcire gönderilen 220 Ermeni ileri geleni, Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldılar. Sürgün yollarında, İttihat ve Terakki hükümeti güçleri tarafından bir çoğu katledildi. Kimisi gözaltında kaybedildi, kimisi ev ve sokak infazlarında, hapishanelerde, idam sehpalarında katledildi.
24 Nisan 1915 tarihi, Ermeni ulusu ve dünya halklarının belleğine Ermeni tehciri ve Ermeni soykırımın başlangıç tarihi olarak kazındı. 1915-1917 yılları arasında İttihat ve Terakki yönetimine bağlı Teşkilat-ı Mahsusa çetelerince (dönemin kontgerilla örgütü) 1 milyon civarında Ermeni katledildi... Birkaç yıl süren Ermeni tehciri sonucunda Ermeni halkı Anadolu topraklarından yok edildi.
24 Nisan 1915 tehcir saldırısında Ermeni gazeteci ve yazarlar da katledildi.
Adları Krikor Zohrab, Rupen Zartaryan’dı. Siamanto, Yervant Srmakeşhanlıyan’dı. Armen Doryan, Sarkis Minasyan’dı. Sayıları 32’yi buluyordu. Ya gözaltına alındıktan bir süre sonra cesetleri bulundu ya da kendilerinden bir daha haber alınamadı. Halen mezarlarının nerede olduğu da bilinmiyor...
1915 tehcirinde öldürülen Ermeni gazeteci ve yazarlarlarla ilgili olarak birkaç yıl önce başlattığımız çalışma yeni ortaya çıkan verilerle daha da netlik kazanıyor. Belge yetersizliğinden dolayı bu alanda adeta iğneyle kuyu kazar gibi çalışmak, çalışmaya devam etmek gerekiyor. Araştırmanın sonuçlarına göre 32 Ermeni gazeteci ve yazarın 1915 tehcirinde öldürüldüğü saptandı. Bu saptamada Ragıp Zarakolu’nun katkılarını da özel olarak belirtmek gerekir. Ermeni kaynaklarına göre, öldürülen Ermeni gazeteci ve yazarların sayısının 88 olduğu belirtiliyor, ancak mevcut bilgiler maalesef yetersiz.
96 yıl önce 24 Nisan 1915’te İstanbul’da gözaltına alınıp tutuklanan, tehcir edilen ve gözaltında kaybedilen, hemen hemen hepsi öldürülen Ermeni ileri gelenlerinin, gazeteci ve yazarların, aydınların anısı önünde saygıyla eğiliyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti devletini, Ermeni halkından özür dilemeye, gerçeklerle yüzleşmeye, inkar politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Ermeni halkının yok edilmesi saldırısını inkar etmek, görmezlikten gelmek çözüm değildir ve tehcirden 92 yıl sonra Ermeni gazeteci Hrant Dink’in katledilmesinde de bu inkar politikasının payı vardır.
Araştırmamız çerçevesinde 1915 tehcirinde öldürülen 32 Ermeni gazeteci ve yazarın isimlerini, çalıştığı yayın kuruluşunu, saptanabilenlerin ölüm yeri ve tarihini veya yılını (kronolojik sıralamaya göre) bilginize sunuyoruz...
1- Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
2- Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
3- Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Akıbeti bilinmiyor
4- Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5- Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı. Akıbeti bilinmiyor.
6- Nerses Papazyan, (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7- Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8- Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9- Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10- Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11- Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12- Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13- Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14- Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15- Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16- Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17- Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18- Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19- Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20- Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21- Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22- Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23- K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24- Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25- Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26- E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27- Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28- Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29- Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30- Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31- Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
32- Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
22 Nisan 2011
* 24 Nisan 1915 İstanbul Ermeni Tehcirinde Ermeni Gazeteci ve Yazarlar da Öldürüldü...
24 Nisan 1915 tarihi, Ermeni halkının zihinlerinin derinliklerine kapkara bir gün olarak geçti. 24 Nisan 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun İttihat ve Terakki hükümetince düğmeye basıldı. İstanbul’da ilk Ermeni tehcirinin (sürgün) startı verilmişti. Ermeni halkının ileri gelenleri, halk önderleri, gazeteciler, yazarlar, şairler, sanatçılar, hukukçular, öğretmenler, siyasetçiler, milletvekilleri, özcesi Ermeni aydınları kuşatma altındaydı... Tehcire gönderilen Ermeni aydınlarının sayısı 220’yi bulmuştu.
İstanbul’da gözaltına alınıp tehcire gönderilen 220 Ermeni ileri geleni, Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldılar. Sürgün yollarında, İttihat ve Terakki hükümeti güçleri tarafından bir çoğu katledildi. Kimisi gözaltında kaybedildi, kimisi ev ve sokak infazlarında, hapishanelerde, idam sehpalarında katledildi.
24 Nisan 1915 tarihi, Ermeni ulusu ve dünya halklarının belleğine Ermeni tehciri ve Ermeni soykırımın başlangıç tarihi olarak kazındı. 1915-1917 yılları arasında İttihat ve Terakki yönetimine bağlı Teşkilat-ı Mahsusa çetelerince (dönemin kontgerilla örgütü) 1 milyon civarında Ermeni katledildi... Birkaç yıl süren Ermeni tehciri sonucunda Ermeni halkı Anadolu topraklarından yok edildi.
24 Nisan 1915 tehcir saldırısında Ermeni gazeteci ve yazarlar da katledildi.
Adları Krikor Zohrab, Rupen Zartaryan’dı. Siamanto, Yervant Srmakeşhanlıyan’dı. Armen Doryan, Sarkis Minasyan’dı. Sayıları 32’yi buluyordu. Ya gözaltına alındıktan bir süre sonra cesetleri bulundu ya da kendilerinden bir daha haber alınamadı. Halen mezarlarının nerede olduğu da bilinmiyor...
1915 tehcirinde öldürülen Ermeni gazeteci ve yazarlarlarla ilgili olarak birkaç yıl önce başlattığımız çalışma yeni ortaya çıkan verilerle daha da netlik kazanıyor. Belge yetersizliğinden dolayı bu alanda adeta iğneyle kuyu kazar gibi çalışmak, çalışmaya devam etmek gerekiyor. Araştırmanın sonuçlarına göre 32 Ermeni gazeteci ve yazarın 1915 tehcirinde öldürüldüğü saptandı. Bu saptamada Ragıp Zarakolu’nun katkılarını da özel olarak belirtmek gerekir. Ermeni kaynaklarına göre, öldürülen Ermeni gazeteci ve yazarların sayısının 88 olduğu belirtiliyor, ancak mevcut bilgiler maalesef yetersiz.
96 yıl önce 24 Nisan 1915’te İstanbul’da gözaltına alınıp tutuklanan, tehcir edilen ve gözaltında kaybedilen, hemen hemen hepsi öldürülen Ermeni ileri gelenlerinin, gazeteci ve yazarların, aydınların anısı önünde saygıyla eğiliyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti devletini, Ermeni halkından özür dilemeye, gerçeklerle yüzleşmeye, inkar politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Ermeni halkının yok edilmesi saldırısını inkar etmek, görmezlikten gelmek çözüm değildir ve tehcirden 92 yıl sonra Ermeni gazeteci Hrant Dink’in katledilmesinde de bu inkar politikasının payı vardır.
Araştırmamız çerçevesinde 1915 tehcirinde öldürülen 32 Ermeni gazeteci ve yazarın isimlerini, çalıştığı yayın kuruluşunu, saptanabilenlerin ölüm yeri ve tarihini veya yılını (kronolojik sıralamaya göre) bilginize sunuyoruz...
1- Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
2- Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
3- Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Akıbeti bilinmiyor
4- Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5- Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı. Akıbeti bilinmiyor.
6- Nerses Papazyan, (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7- Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8- Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9- Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10- Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11- Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12- Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13- Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14- Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15- Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16- Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17- Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18- Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19- Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20- Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21- Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22- Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23- K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24- Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25- Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26- E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27- Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28- Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29- Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30- Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31- Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
32- Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,
21 Mart 2011 Pazartesi
Hasan Cemal: ‘Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin?’
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
‘Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin?’
17 Mart 2011
Türkiye’de 1980’li yıllardı. 12 Eylül’ün darbe dönemi sona ermiş, ama darbeci zihniyet anayasallaştırılarak ülkenin sırtına deli gömleği gibi giydirilmişti. ANAP hükümeti işbaşındaydı. Turgut Özal da başbakan. O yıllarda ben Cumhuriyet’in genel yayın yönetmeniydim. Kısa adı IPI olan Uluslararası Basın Enstitüsü’nün de yürütme kurulunda görev yapıyordum. Tıpkı bugünkü gibi o tarihlerde de Ankara’yla, Özal hükümetiyle aramızda bir itiş kakıştır gidiyordu: Hapiste gazeteci var mı, yok mu? Ankara’ya göre yoktu. Hapiste olanlar gazeteci değildi, ‘terör örgütü üyesi’ydi ya da ‘gazeteci kimliği’nden dolayı içeride yatmıyordu. Biz de genel olarak tersini savunurduk. Bu konuda Başbakan Özal ve yakın çevresiyle sert tartışmalarımız olurdu. Yıllar geçti. Ama bakıyorum, bugün yine aynı şeyler yaşanıyor. Bu kez Başbakan Erdoğan’la. Ona göre hapiste gazeteci yok. Oysa var. * * * Bu konuda Ragıp Zarakolu’nun geçen salı günü Taraf’ta birçok bakımdan ilginç bir yazısı çıktı. Bazı bölümlerini aşağıya alıyorum: “Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, yıllardır hapiste bulunan Kürt ve sosyalist basın mensuplarının durumunu kamuoyuna yansıtmak için çaba harcıyor. Mesleki basın kuruluşları, Basın Konseyi önceleri, gerçek muhalif basın mensuplarının yaşadığı sorunlar karşısında son derece duyarsızdı. ‘Ama onlar yazılarından dolayı hapiste değiller, yasadışı örgüt mensubu olmakla suçlanıyorlar’ gerekçesini ileri sürüyorlardı. Aslında, AK Parti Hükümeti 2006 yılında Terörle Mücadele Yasası’nda, ordunun istediğinin altını çizerek, radikal değişiklikler yapıp, bu yasada yapılan iyileştirmeleri geri çekip, yasayı çok daha beter hale getirirken, büyük medya buna pek aldırış etmedi. Nasıl olsa hedefte olan Kürt ve sosyalist basındı. Terörle Mücadele Yasası (TMY) yeni haliyle, özellikle Kürt basınının ve sosyalist basının üzerine yöneldi. Gazete kapatmalar olağan hale geldi, toplu tutuklamalar yapıldı, sanıklar avukatları ile görüştürülmedi, dosyalar gösterilmedi, insanlar hâkim önüne çıkmadan bir yılı aşkın sürelerle tutuklu kalabildi. Özel yetkili savcılar, ilk güç denemelerini onlar üzerinden yaptılar. Ne zaman 2008 yılında bu yetkiler darbe hazırlığı içinde bulundukları, suikast hazırlıkları yapıldığı gerekçeleri ile, kendilerini ‘dokunulmaz’ sayan mahut bir kesime karşı kullanılmaya başlandı, ağlaşmalar da başladı. 1980 darbesinden nemalanan, 90 günlük, 120 günlük (şeklen serbest bırakıp tekrar alma yöntemi) gözaltıları, işkencehaneleri, Türkiye’nin her yanında oluşturulan toplama kamplarını görmezden gelenler, şimdi, ‘Türkiye Türkiye olalı böyle baskı görmedi’ diyorlar. Bu değerlendirmelere en çok sosyalistler ve Kürtler gülüyor, efendiler siz hiç ‘vahşet’ görmemişsiniz diyerek. Bini aşkın Kürt belediye başkanının, sivil toplum çalışanının KCK operasyonu bahanesi ile gözaltına alınması, bu beyefendi ve hanımefendileri asla rahatsız etmedi ve hâlâ da etmiyor. TMY’nin ilk denemesi Atılım dergisi çevresi üzerine yapılırken, insanlar sokaklarda sivillerce kovalanırken, bu, kimsenin umurunda değildi. Gün TV, Özgür Radyo yöneticileri hapse tıkılırken de... Kürt gazeteleri peş peşe kapatılırken de, bu, kimsenin umurunda değildi, Vedat Kurşun’lara yüzlerce yıllık cezalar kesilirken de... İlk kez bir yayıncı, Aram Yayınları editörü Bedri Adanır hapisteydi, bu da önemsizdi. Ne zaman Ergenekon soruşturması başladı, ağlaşma da yükseldi. 1980 korku rejiminin 30 yıllık saltanatını görmeyenler, ‘korku cumhuriyeti’nden bahsetmeye ve mağdura oynamaya başladılar. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’ın saptamasına göre 7 Mart 2011 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü 58 gazeteci ve yazar var. Aram Yayınları [1], Atılım [8], Azadiya Welat [9], Baran [1], Bilim ve Gelecek [1], Cumhuriyet [1], Devrimci Hareket [1], DİHA [7], Ekmek ve Adalet Dergisi [1], Enternasyonal [1], Eylül [1], Gün TV [1], Gündem [1], Halkın Günlüğü [1], İşçi-Köylü [2],Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi [1], Milliyet [1], Nokta [1], OdaTV [7], Odak [1], Özgür Halk [1], Özgür Radyo [1], Proleterce Devrimci Duruş [1], Radyo Dünya [1], Red [1], Rengi Heveya Jin [1], Sosyalist Demokrasi [1], Toplumsal Özgürlük Gazetesi [1], Yeni Nizam [1], Yürüyüş [3]. Kürt basınında toplam tutuklu sayısı 21, Sosyalist basında 28, Kemalist basında 9, Büyük medyada 3, İslami basında ise 1... Sonunda Basın Konseyi ‘ötekileri’ de basın mensubu olarak kabul etmeye başladı. Davalar biraz olsun izlenmeye başlandı. Yoksa ‘sayı’ düşük çıkacaktı! Büyük medya elemanları, geçmişte diğer kesimlerden sadece Kemalist kesimden basın tutukluları için duyarlık gösterirken, büyük medyadan 2 gazeteci tutuklanınca, [Nedim Şener ve Ahmet Şık için] ilk kez sokağa döküldü ve kitlesel bir tepki gösterdi. Biz insan hakları savucularının, ‘susma, sustukça sıra sana gelecek’ sloganını da telif hakkı ödemeden devraldılar, medyadaki eski solcularımız solculuklarını hatırladılar.” * * * Ragıp Zarakol, düşündürücü yazısını şu cümleyle noktalamış: “Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin?” Sözü uzatmanın gereği yok. Bu ülkede özgürlükler ve demokrasi alanı hâlâ dar, basın ve ifade özgürlüğü hâlâ özürlü... Evet, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları basın özgürlüğüne bir darbedir. Ancak, unutmayalım, Türkiye’de basın özgürlüğü, Ragıp Zarakolu’nun yazısında yer aldığı gibi ya da Star, Zaman ve Taraf’taki meslektaşlarımız hakkında açılan dava ve soruşturmalarda olduğu gibi daha önce de darbeler almıştır. Eğer bunları unutursak veya gözardı edersek, Zarakolu’nun “Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin” feryadı çok daha haklılık kazanır.
h.cemal@milliyet.com.tr
‘Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin?’
17 Mart 2011
Türkiye’de 1980’li yıllardı. 12 Eylül’ün darbe dönemi sona ermiş, ama darbeci zihniyet anayasallaştırılarak ülkenin sırtına deli gömleği gibi giydirilmişti. ANAP hükümeti işbaşındaydı. Turgut Özal da başbakan. O yıllarda ben Cumhuriyet’in genel yayın yönetmeniydim. Kısa adı IPI olan Uluslararası Basın Enstitüsü’nün de yürütme kurulunda görev yapıyordum. Tıpkı bugünkü gibi o tarihlerde de Ankara’yla, Özal hükümetiyle aramızda bir itiş kakıştır gidiyordu: Hapiste gazeteci var mı, yok mu? Ankara’ya göre yoktu. Hapiste olanlar gazeteci değildi, ‘terör örgütü üyesi’ydi ya da ‘gazeteci kimliği’nden dolayı içeride yatmıyordu. Biz de genel olarak tersini savunurduk. Bu konuda Başbakan Özal ve yakın çevresiyle sert tartışmalarımız olurdu. Yıllar geçti. Ama bakıyorum, bugün yine aynı şeyler yaşanıyor. Bu kez Başbakan Erdoğan’la. Ona göre hapiste gazeteci yok. Oysa var. * * * Bu konuda Ragıp Zarakolu’nun geçen salı günü Taraf’ta birçok bakımdan ilginç bir yazısı çıktı. Bazı bölümlerini aşağıya alıyorum: “Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, yıllardır hapiste bulunan Kürt ve sosyalist basın mensuplarının durumunu kamuoyuna yansıtmak için çaba harcıyor. Mesleki basın kuruluşları, Basın Konseyi önceleri, gerçek muhalif basın mensuplarının yaşadığı sorunlar karşısında son derece duyarsızdı. ‘Ama onlar yazılarından dolayı hapiste değiller, yasadışı örgüt mensubu olmakla suçlanıyorlar’ gerekçesini ileri sürüyorlardı. Aslında, AK Parti Hükümeti 2006 yılında Terörle Mücadele Yasası’nda, ordunun istediğinin altını çizerek, radikal değişiklikler yapıp, bu yasada yapılan iyileştirmeleri geri çekip, yasayı çok daha beter hale getirirken, büyük medya buna pek aldırış etmedi. Nasıl olsa hedefte olan Kürt ve sosyalist basındı. Terörle Mücadele Yasası (TMY) yeni haliyle, özellikle Kürt basınının ve sosyalist basının üzerine yöneldi. Gazete kapatmalar olağan hale geldi, toplu tutuklamalar yapıldı, sanıklar avukatları ile görüştürülmedi, dosyalar gösterilmedi, insanlar hâkim önüne çıkmadan bir yılı aşkın sürelerle tutuklu kalabildi. Özel yetkili savcılar, ilk güç denemelerini onlar üzerinden yaptılar. Ne zaman 2008 yılında bu yetkiler darbe hazırlığı içinde bulundukları, suikast hazırlıkları yapıldığı gerekçeleri ile, kendilerini ‘dokunulmaz’ sayan mahut bir kesime karşı kullanılmaya başlandı, ağlaşmalar da başladı. 1980 darbesinden nemalanan, 90 günlük, 120 günlük (şeklen serbest bırakıp tekrar alma yöntemi) gözaltıları, işkencehaneleri, Türkiye’nin her yanında oluşturulan toplama kamplarını görmezden gelenler, şimdi, ‘Türkiye Türkiye olalı böyle baskı görmedi’ diyorlar. Bu değerlendirmelere en çok sosyalistler ve Kürtler gülüyor, efendiler siz hiç ‘vahşet’ görmemişsiniz diyerek. Bini aşkın Kürt belediye başkanının, sivil toplum çalışanının KCK operasyonu bahanesi ile gözaltına alınması, bu beyefendi ve hanımefendileri asla rahatsız etmedi ve hâlâ da etmiyor. TMY’nin ilk denemesi Atılım dergisi çevresi üzerine yapılırken, insanlar sokaklarda sivillerce kovalanırken, bu, kimsenin umurunda değildi. Gün TV, Özgür Radyo yöneticileri hapse tıkılırken de... Kürt gazeteleri peş peşe kapatılırken de, bu, kimsenin umurunda değildi, Vedat Kurşun’lara yüzlerce yıllık cezalar kesilirken de... İlk kez bir yayıncı, Aram Yayınları editörü Bedri Adanır hapisteydi, bu da önemsizdi. Ne zaman Ergenekon soruşturması başladı, ağlaşma da yükseldi. 1980 korku rejiminin 30 yıllık saltanatını görmeyenler, ‘korku cumhuriyeti’nden bahsetmeye ve mağdura oynamaya başladılar. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’ın saptamasına göre 7 Mart 2011 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü 58 gazeteci ve yazar var. Aram Yayınları [1], Atılım [8], Azadiya Welat [9], Baran [1], Bilim ve Gelecek [1], Cumhuriyet [1], Devrimci Hareket [1], DİHA [7], Ekmek ve Adalet Dergisi [1], Enternasyonal [1], Eylül [1], Gün TV [1], Gündem [1], Halkın Günlüğü [1], İşçi-Köylü [2],Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi [1], Milliyet [1], Nokta [1], OdaTV [7], Odak [1], Özgür Halk [1], Özgür Radyo [1], Proleterce Devrimci Duruş [1], Radyo Dünya [1], Red [1], Rengi Heveya Jin [1], Sosyalist Demokrasi [1], Toplumsal Özgürlük Gazetesi [1], Yeni Nizam [1], Yürüyüş [3]. Kürt basınında toplam tutuklu sayısı 21, Sosyalist basında 28, Kemalist basında 9, Büyük medyada 3, İslami basında ise 1... Sonunda Basın Konseyi ‘ötekileri’ de basın mensubu olarak kabul etmeye başladı. Davalar biraz olsun izlenmeye başlandı. Yoksa ‘sayı’ düşük çıkacaktı! Büyük medya elemanları, geçmişte diğer kesimlerden sadece Kemalist kesimden basın tutukluları için duyarlık gösterirken, büyük medyadan 2 gazeteci tutuklanınca, [Nedim Şener ve Ahmet Şık için] ilk kez sokağa döküldü ve kitlesel bir tepki gösterdi. Biz insan hakları savucularının, ‘susma, sustukça sıra sana gelecek’ sloganını da telif hakkı ödemeden devraldılar, medyadaki eski solcularımız solculuklarını hatırladılar.” * * * Ragıp Zarakol, düşündürücü yazısını şu cümleyle noktalamış: “Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin?” Sözü uzatmanın gereği yok. Bu ülkede özgürlükler ve demokrasi alanı hâlâ dar, basın ve ifade özgürlüğü hâlâ özürlü... Evet, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları basın özgürlüğüne bir darbedir. Ancak, unutmayalım, Türkiye’de basın özgürlüğü, Ragıp Zarakolu’nun yazısında yer aldığı gibi ya da Star, Zaman ve Taraf’taki meslektaşlarımız hakkında açılan dava ve soruşturmalarda olduğu gibi daha önce de darbeler almıştır. Eğer bunları unutursak veya gözardı edersek, Zarakolu’nun “Adaletten vazgeçtim, ey vicdan neredesin” feryadı çok daha haklılık kazanır.
19 Mart 2011 Cumartesi
SELAM OLSUN TUTUKLU GAZETECİLERE
SELAM OLSUN TUTUKLU GAZETECİLERE
Ragıp Zarakolu
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, yıllardır hapiste bulunan Kürt ve sosyalist basın mensuplarının durumunu kamuoyuna yansıtmak için çaba harcıyor. Mesleki basın kuruluşları, Basın Konseyi önceleri, gerçek muhalif basın mensuplarının yaşadığı sorunlar karşısında son derece duyarsızdı. “Ama onlar yazılarından dolayı hapiste değiller, yasa dışı örgüt mensubu olmakla suçlanıyorlar” gerekçesini ileri sürüyorlardı.
Aslında, Ak Parti Hükümeti 2006 yılında Terörle Mücadele Yasasında, ordunun istediğinin altını çizerek, radikal değişiklikler yapıp, bu yasada yapılan iyileştirmeleri geri çekip, yasayı çok daha beter hale getirirken, büyük medya buna pek aldırış etmedi.
Nasıl olsa hedefte olan Kürt ve sosyalist basındı.
Ama hakçası, medya bu işe aldırmazken, basın meslek kuruluşları, yayıncılar birliği, yazar örgütleri bu yasanın yaratacağı sakıncalara işaret edip, yasa daha meclisten geçmeden uyarıda bulundu. Ama dinleyen kim?
Ve gerçekten de TMY yeni haliyle, özellikle Kürt basınının ve sosyalist basının üzerine yöneldi. Gazete kapatmalar olağan hale geldi, toplu tutuklamalar yapıldı, sanıklar avukatları ile görüştürülmedi, dosyalar gösterilmedi, insanlar hakim önüne çıkmadan bir yılı aşkın sürelerle tutuklu kalabildi. Özel yetkili savcılar, ilk güç denemelerini onlar üzerinden yaptılar.
Ne zaman 2008 yılında bu yetkiler darbe hazırlığı içinde bulundukları, suikast hazırlıkları yapıldığı gerekçeleri ile, kendilerini “dokunulmaz” sayan mahut bir kesime karşı kullanılmaya başlandı, ağlaşmalar da başladı.
1980 darbesinden nemalanan, 90 günlük, 120 günlük (şeklen serbest bırakıp tekrar alma yöntemi) gözaltıları, işkencehaneleri, Türkiye’nin her yanında oluşturulan toplama kamplarını görmezden gelenler, şimdi, “Türkiye Türkiye olalı böyle baskı görmedi” diyorlar.
Bu değerlendirmelere en çok sosyalistler ve Kürtler gülüyor, efendiler siz hiç “vahşet” görmemişsiniz diyerek.
Bini aşkın Kürt belediye başkanının, sivil toplum çalışanının KCK operasyonu bahanesi ile gözaltına alınması, bu beyefendi ve hanımefendileri asla rahatsız etmedi, ve hala da etmiyor.
TMY’nin ilk denemesi Atılım gazetesi çevresi üzerine yapılırken, insanlar sokaklarda sivillerce kovalanırken, bu, kimsenin umurunda değildi. Gün TV, Özgür Radyo yöneticileri hapse tıkılırken de…
Kürt gazeteleri peşpeşe kapatılırken de, bu, kimsenin umurunda değildi, Vedat Kurşunlara yüzlerce yıllık cezalar kesilirken de…
İlk kez bir yayıncı, Aram Yayınları editörü Bedri Adanır hapisteydi, bu da önemsizdi.
Madem ki Kürtsün, ulusalcı olmayan soldansın bedelini ödeyeceksin!
Ne zaman Ergenekon soruşturması başladı, ağlaşma da yükseldi. 1980 korku rejiminin 30 yıllık saltanatını görmeyenler, “korku cumhuriyetinden” bahsetmeye ve mağdura oynamaya başladılar.
Öyle ya, Ak Parti, “mağduriyetten” kazandığına göre, şimdi de neden Kemalistler “mağdur” rolünü oynamasınlardı.
Bakalım bu mağduriyet “pazarlamasında”, kim daha becerikli çıkacak önümüzdeki seçimlerde?
Ama Kürt söz konusu oldu mu, enternasyonalist sol söz konusu oldu mu, her iki kesim nasıl da kucaklaşıyordu.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’ın saptamasına göre 7 Mart 2011 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü 58 gazeteci ve yazar var. Aşağıdaki listede, köşeli parantez içindeki sayılardan, hangi yayın organından kaç kişinin hapiste olduğunu anlamak mümkün:
Aram Yayınları [1], Atılım [8], Azadiya Welat [9], Baran [1], Bilim ve Gelecek [1], Cumhuriyet [1], Devrimci Hareket [1], DİHA [7], Ekmek ve Adalet Dergisi [1], Enternasyonal [1], Eylül [1], Gün TV [1], Gündem [1], Halkın Günlüğü [1],
İşçi-Köylü [2],Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi [1], Milliyet [1], Nokta [1], Oda tv [7], Odak [1], Özgür Halk [1], Özgür Radyo [1], Proleterce Devrimci Duruş [1],
Radyo Dünya [1], Red [1], Rengê Hêvîya Jinê [1], Sosyalist Demokrasi [1],
Toplumsal Özgürlük Gazetesi [1], Yeni Nizam [1], Yürüyüş [3].
Bu listede yer alan yayın organlarını 5 ana katagoride, yani, Kürt basını, Sosyalist basın, İslami basın, Kemalist basın ve Büyük Medya [Kemalistlerin bu kesimdeki ağırlığı akılda tutulmalı] olarak sınıflandıracak olursak, durum şöyle görünüyor.
Kürt basınında toplam tutuklu sayısı 21, Sosyalist basında 28, Kemalist basında 9, Büyük medyada 3, İslami basında ise 1…
Kürt basınında rekor Azadiye Welat’da tam 9 elemanı tutuklu; bunu 7 tutuklu eleman ile DİHA haber ajansı izliyor.
Sosyalist basında rekor, 8 tutuklu ile Atılım’da.
Kemalist basında ise rekor, 7 çiçeği burnunda tutuklama ile Oda TV’de.
İslami basından ise sadece 1 tutuklu var, Yeni Nizam...
Sonunda Basın Konseyi “ötekileri” de basın mensubu olarak kabul etmeye başladı. Davalar biraz olsun izlenmeye başlandı. Yoksa “sayı” düşük çıkacaktı!
Büyük medya elemanları, geçmişte diğer kesimlerden sadece Kemalist kesimden basın tutukluları için duyarlık gösterirken, büyük medyadan 2 gazeteci tutuklanınca, [Nedim Şener ve Ahmet Şık için] ilk kez sokağa döküldü ve kitlesel bir tepki gösterdi.
Biz insan hakları savucularının, “susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganını da telif hakkı ödemeden devraldılar, medyadaki eski solcularımız solculuklarını hatırladılar. [Hele General eşlerinin bu sloganı dillendirmesi, bizi 80’li, 90’lı yıllara götürdü. Demek, hukuk, adil yargı, temel haklara saygı herkese gerekli imiş!]
Hele Bay Demirel’in “korku cumhuriyetinden” söz etmesi beni sadece güldürdü. Hem de kızdırdı. Demek Bay Demirel de korkarmış! Ne o? Yoksa Ergenekon soruşturmasının ona da uzanacağı duyumu mu aldı? Onun başbakanlıkları ve devlet başkanlığı sırasında, kaç gazeteci, kaç yayıncı, kaç yazar hapse tıkıldı? Kaç tanesi kaçırıldı, kaç tanesi suikaste maruz kaldı? Katillerden kaçı yakalandı, yargılandı ve hak ettiği cezayı aldı? Adaletten vazgeçtim, Ey vicdan neredesin?
Ragıp Zarakolu
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, yıllardır hapiste bulunan Kürt ve sosyalist basın mensuplarının durumunu kamuoyuna yansıtmak için çaba harcıyor. Mesleki basın kuruluşları, Basın Konseyi önceleri, gerçek muhalif basın mensuplarının yaşadığı sorunlar karşısında son derece duyarsızdı. “Ama onlar yazılarından dolayı hapiste değiller, yasa dışı örgüt mensubu olmakla suçlanıyorlar” gerekçesini ileri sürüyorlardı.
Aslında, Ak Parti Hükümeti 2006 yılında Terörle Mücadele Yasasında, ordunun istediğinin altını çizerek, radikal değişiklikler yapıp, bu yasada yapılan iyileştirmeleri geri çekip, yasayı çok daha beter hale getirirken, büyük medya buna pek aldırış etmedi.
Nasıl olsa hedefte olan Kürt ve sosyalist basındı.
Ama hakçası, medya bu işe aldırmazken, basın meslek kuruluşları, yayıncılar birliği, yazar örgütleri bu yasanın yaratacağı sakıncalara işaret edip, yasa daha meclisten geçmeden uyarıda bulundu. Ama dinleyen kim?
Ve gerçekten de TMY yeni haliyle, özellikle Kürt basınının ve sosyalist basının üzerine yöneldi. Gazete kapatmalar olağan hale geldi, toplu tutuklamalar yapıldı, sanıklar avukatları ile görüştürülmedi, dosyalar gösterilmedi, insanlar hakim önüne çıkmadan bir yılı aşkın sürelerle tutuklu kalabildi. Özel yetkili savcılar, ilk güç denemelerini onlar üzerinden yaptılar.
Ne zaman 2008 yılında bu yetkiler darbe hazırlığı içinde bulundukları, suikast hazırlıkları yapıldığı gerekçeleri ile, kendilerini “dokunulmaz” sayan mahut bir kesime karşı kullanılmaya başlandı, ağlaşmalar da başladı.
1980 darbesinden nemalanan, 90 günlük, 120 günlük (şeklen serbest bırakıp tekrar alma yöntemi) gözaltıları, işkencehaneleri, Türkiye’nin her yanında oluşturulan toplama kamplarını görmezden gelenler, şimdi, “Türkiye Türkiye olalı böyle baskı görmedi” diyorlar.
Bu değerlendirmelere en çok sosyalistler ve Kürtler gülüyor, efendiler siz hiç “vahşet” görmemişsiniz diyerek.
Bini aşkın Kürt belediye başkanının, sivil toplum çalışanının KCK operasyonu bahanesi ile gözaltına alınması, bu beyefendi ve hanımefendileri asla rahatsız etmedi, ve hala da etmiyor.
TMY’nin ilk denemesi Atılım gazetesi çevresi üzerine yapılırken, insanlar sokaklarda sivillerce kovalanırken, bu, kimsenin umurunda değildi. Gün TV, Özgür Radyo yöneticileri hapse tıkılırken de…
Kürt gazeteleri peşpeşe kapatılırken de, bu, kimsenin umurunda değildi, Vedat Kurşunlara yüzlerce yıllık cezalar kesilirken de…
İlk kez bir yayıncı, Aram Yayınları editörü Bedri Adanır hapisteydi, bu da önemsizdi.
Madem ki Kürtsün, ulusalcı olmayan soldansın bedelini ödeyeceksin!
Ne zaman Ergenekon soruşturması başladı, ağlaşma da yükseldi. 1980 korku rejiminin 30 yıllık saltanatını görmeyenler, “korku cumhuriyetinden” bahsetmeye ve mağdura oynamaya başladılar.
Öyle ya, Ak Parti, “mağduriyetten” kazandığına göre, şimdi de neden Kemalistler “mağdur” rolünü oynamasınlardı.
Bakalım bu mağduriyet “pazarlamasında”, kim daha becerikli çıkacak önümüzdeki seçimlerde?
Ama Kürt söz konusu oldu mu, enternasyonalist sol söz konusu oldu mu, her iki kesim nasıl da kucaklaşıyordu.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’ın saptamasına göre 7 Mart 2011 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü 58 gazeteci ve yazar var. Aşağıdaki listede, köşeli parantez içindeki sayılardan, hangi yayın organından kaç kişinin hapiste olduğunu anlamak mümkün:
Aram Yayınları [1], Atılım [8], Azadiya Welat [9], Baran [1], Bilim ve Gelecek [1], Cumhuriyet [1], Devrimci Hareket [1], DİHA [7], Ekmek ve Adalet Dergisi [1], Enternasyonal [1], Eylül [1], Gün TV [1], Gündem [1], Halkın Günlüğü [1],
İşçi-Köylü [2],Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi [1], Milliyet [1], Nokta [1], Oda tv [7], Odak [1], Özgür Halk [1], Özgür Radyo [1], Proleterce Devrimci Duruş [1],
Radyo Dünya [1], Red [1], Rengê Hêvîya Jinê [1], Sosyalist Demokrasi [1],
Toplumsal Özgürlük Gazetesi [1], Yeni Nizam [1], Yürüyüş [3].
Bu listede yer alan yayın organlarını 5 ana katagoride, yani, Kürt basını, Sosyalist basın, İslami basın, Kemalist basın ve Büyük Medya [Kemalistlerin bu kesimdeki ağırlığı akılda tutulmalı] olarak sınıflandıracak olursak, durum şöyle görünüyor.
Kürt basınında toplam tutuklu sayısı 21, Sosyalist basında 28, Kemalist basında 9, Büyük medyada 3, İslami basında ise 1…
Kürt basınında rekor Azadiye Welat’da tam 9 elemanı tutuklu; bunu 7 tutuklu eleman ile DİHA haber ajansı izliyor.
Sosyalist basında rekor, 8 tutuklu ile Atılım’da.
Kemalist basında ise rekor, 7 çiçeği burnunda tutuklama ile Oda TV’de.
İslami basından ise sadece 1 tutuklu var, Yeni Nizam...
Sonunda Basın Konseyi “ötekileri” de basın mensubu olarak kabul etmeye başladı. Davalar biraz olsun izlenmeye başlandı. Yoksa “sayı” düşük çıkacaktı!
Büyük medya elemanları, geçmişte diğer kesimlerden sadece Kemalist kesimden basın tutukluları için duyarlık gösterirken, büyük medyadan 2 gazeteci tutuklanınca, [Nedim Şener ve Ahmet Şık için] ilk kez sokağa döküldü ve kitlesel bir tepki gösterdi.
Biz insan hakları savucularının, “susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganını da telif hakkı ödemeden devraldılar, medyadaki eski solcularımız solculuklarını hatırladılar. [Hele General eşlerinin bu sloganı dillendirmesi, bizi 80’li, 90’lı yıllara götürdü. Demek, hukuk, adil yargı, temel haklara saygı herkese gerekli imiş!]
Hele Bay Demirel’in “korku cumhuriyetinden” söz etmesi beni sadece güldürdü. Hem de kızdırdı. Demek Bay Demirel de korkarmış! Ne o? Yoksa Ergenekon soruşturmasının ona da uzanacağı duyumu mu aldı? Onun başbakanlıkları ve devlet başkanlığı sırasında, kaç gazeteci, kaç yayıncı, kaç yazar hapse tıkıldı? Kaç tanesi kaçırıldı, kaç tanesi suikaste maruz kaldı? Katillerden kaçı yakalandı, yargılandı ve hak ettiği cezayı aldı? Adaletten vazgeçtim, Ey vicdan neredesin?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)