10 Aralık 2011 Cumartesi

Bir TMY Klasiği Daha. Yazarlar Mehmet Güneş ve Doğan Can Baran Tutuklandı...

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

Bir TMY Klasiği Daha...
Türkiye Gerçeği Dergisi Yazarı Mehmet Güneş ve Odak Dergisi Yazarı Doğan Can Baran Tutuklandı...
Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)’nin 2011 Raporu Türkiye Bakımından Gerçeği Yansıtmıyor...

Bir TMY klasiği ile daha yüz yüzeyiz. Toplumla Mücadele Yasası adı verilen Terörle Mücadele Yasası (TMY) gereğince Odak Dergisi yazarı Doğan Can Baran ile Türkiye Gerçeği dergisinin yazarı Mehmet Güneş tutuklandı.
Türkiye Gerçeği dergisi yazarı Mehmet Güneş, 6 Aralık’ta Devrimci Karargah operasyonu kapsamında gözaltına alındı ve 10 Aralık 2011 tarihinde Beşiktaş özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesince Devrimci Karargah üyesi olduğu gibi asılsız iddiayla tutuklandı. Türkiye Gerçeği dergisi yaptığı açıklamada yazarları Mehmet Güneş'in Devrimci Karargah ile ilgisinin olmadığını ve keyfi biçimde gözaltına alındığını belirtmişti.
Odak dergisi yazarı Doğan Can Baran, THKP-C Direniş Hareketi adlı şu anda var olmayan bir örgütün üyesi gibi gösterilerek, dahası Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’yı mezarları başında anmak, çeşitli gösterilerde yasal bir dergi olan Odak’ın flamasını taşımak ve slogan atmak gibi suçlamalarda bulunularak özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesince tutuklandı.
Bu arada 5 yıldır tutuklu bulunan Atılım gazetesi yazarı Hasan Coşar’ın 8 Aralık’ta serbest bırakıldığını da belirtelim. Ne ilginçtir ki Hasan Coşar’ın 5 yıllık tutukluluğunun ardından serbest bırakılmasına seviniyoruz. “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” bu olsa gerek!..
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak Mehmet Güneş ve Doğan Can Baran’ın tutuklanmasını, düşünce ve ifade özgürlüğüne, söz, toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik TMY saldırısı olarak görüyor ve protesto ediyoruz. Bir kez daha TMY’nin iptal edilmesini, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılmasını talep ediyoruz.
Yeni tutuklamalarla birlikte cezaevlerinde tutuklu bulunan gazetecilerin sayısı da 66 oldu. Merkezi New York’ta bulunan Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)’nin geçtiğimiz günlerde yayımladığı 2011 yılı raporuna göre Türkiye’de tutuklu bulunan gazeteci sayısı 8 olarak belirtiliyor. Raporda İran 42 tutuklu gazeteciyle en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke olarak gösteriliyor. Çin ise 27 tutuklu gazeteciyle üçüncü sırada gösteriliyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu ve Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun verilerine göre Türkiye’de 60’ın üzerinde gazeteci tutuklu bulunuyor ve Türkiye bu veriyle Dünya birincisidir. Eğer CPJ ABD politikaları doğrultusunda İran ve Çin’i hedef tahtasına oturtmak, Türkiye’yi ıskalamak amacıyla böyle bir rapor yayımlamamışsa geriye tek bir olasılık kalıyor, o da bilgi eksikliğidir ve dolayısıyla Türkiye bakımından gerçeği yansıtmıyor...

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
10 Aralık 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

29 Ekim 2011 Cumartesi

Yayıncı, Yazar, İnsan Hakları Savunucusu Ragıp Zarakolu Gözaltına Alındı

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

Yayıncı, Yazar, İnsan Hakları Savunucusu Ragıp Zarakolu Gözaltına Alındı
KCK adı altında İstanbul’da yapılan operasyonlar kapsamında yayıncı, yazar Ragıp Zarakolu da gözaltına alındı. 4 Ekim’de yine aynı kapsamda akademisyen oğlu Deniz Zarakolu da 97 kişi ile birlikte gözaltına alınıp tutuklanmıştı.
Ragıp Zarakolu, Türkiye ve Dünya kamuoyunun yakından tanıdığı ve çok sayıda ödülün sahibi aydınlarımızdandır. Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı ve Belge Yayınları sahibidir. İnsan Hakları Derneği’nin kurucuları arasındadır. Özgür Gündem, Evrensel gibi gazetelerde köşe yazarlığı yapmaktadır. Zarakolu’nun sürmekte olan çok sayıda davası da vardır ve duruşmalarına düzenli olarak katılıyor. Savcılık ifade vermeye çağırsaydı gidip ifadesini verirdi. Ragıp Zarakolu kasıtlı olarak gözaltına alınmıştır. Amaç, Ragıp Zarakolu nezdinde aydınlarımızı, düşünen insanlarımızı, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, insan hakları savunucularını, ilerici kamuoyunu terörize etmektir. Gözdağı vermektir. Susturmaktır. Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınması da aynı amaç kapsamındadır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cebindeki 1400 kişilik tutuklanacaklar listesi, toplumsal muhalefet güçlerinin “toplumla mücadele yasası” adını verdiği Terörle Mücadele Yasası gereğince gruplar halinde yaşama geçiriliyor. “Sürek avı” başlatılarak TMY terörü tırmandırılıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak Ragıp Zarakolu’nun ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınmasını protesto ediyor, hemen serbest bırakılmalarını istiyoruz.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
29 Ekim 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

Tutuklu Gazetecilere Bayram Kartı Gönderelim...

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

* Tutuklu Gazetecilere Bayram Kartı Gönderelim...

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak cezaevlerinde tutuklu bulunan gazetecilerin Kurban Bayramı’nı kutluyor, bir an evvel özgürlüklerine kavuşmalarını diliyoruz.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak her bayramda geleneksel hale getirdiğimiz “tutuklu gazetecilere kart gönderme kampanyası”nı bu yıl da sürdürüyoruz.
Tutuklu gazetecilere kart göndererek bayramlarını kutlayabilir, kartlarımızla hücrelerine konuk olabilir, dayanışma duygularımızı iletebiliriz.
Cezaevlerinde 11’i imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 62 gazeteci tutuklu bulunmaktadır. Geçen Kurban Bayramı’nda 38 gazeteci tutuklu bulunuyordu. Bu veri, Türkiye’de basın özgürlüğünün her geçen gün daha da kötüleştiğini gösteriyor. Bunun asıl nedenlerinden birisi, baştan sona antidemokratik hükümlerle donatılmış Terörle Mücadele Yasası’dır. Toplumsal muhalefet güçlerinin Toplumla Mücadele Yasası adını verdiği Terörle Mücadele Yasası en kısa zamanda iptal edilmelidir.
Tutuklu gazetecilerin alfabetik sıraya göre isimlerini, adreslerini kart göndermek isteyen basın özgürlüğü savunucularının, basının ve kamuoyunun, duyarlı kişi ve kurumların bilgisine sunuyoruz...

TUTUKLU GAZETECİLERİN ADRESLERİ

1- Abdulcabbar Karabeğ, Hatay Kapalı Cezaevi
2- Ahmet Akyol, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi, Adana
3- Ahmet Birsin, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
4- Ahmet Şık, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
5- Ali Buluş, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
6- Ali Çat, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi
7- Ali Konar, Malatya E Tipi Cezaevi
8- Aydın Yıldız, Gaziantep H Tipi Cezaevi
9- Baha Okar, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
10- Barış Açıkel, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ
11- Barış Pehlivan, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
12- Barış Terkoğlu, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
13- Bayram Namaz, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
14- Bayram Parlak, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
15- Bedri Adanır, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
16- Behdin Tunç, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
17- Cihan Gün, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
18- Coşkun Musluk, Silivri L Tipi Cezaevi
19- Deniz Kılıç, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
20- Dılşa Ercan, Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
21- Dilek Keskin, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi, ADANA
22- Doğan Yurdakul, Silivri L Tipi Cezaevi
23- Erdal Süsem, Edirne F Tipi Cezaevi
24- Erdoğan Altan, Batman M Tipi Cezaevi
25- Erol Zavar, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
26- Faysal Tunç, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
27- Feyyaz Deniz, Bolu Cezaevi
28- Füsun Erdoğan, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ
29- Hakan Soytemiz, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
30- Halit Güdenoğlu, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
31- Hamdiye Çiftçi, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi
32- Hasan Coşar, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
33- Hatice Duman, Gebze M Tipi Cezaevi, Gebze/KOCAELİ
34- İhsan Sinmiş, Adana F Tipi Cezaevi
35- İsmail Avan, Kırıklar F Tipi Cezaevi/İZMİR
36- Kaan Ünsal, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
37- Kadri Kaya, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
38- Kazım Şeker, Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi
39- Kenan Karavil, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
40- Mehmet Karaaslan, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
41- Mehmet Karabaş, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
42- Mehmet Yeşiltepe, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
43- Miktat Algül, Kürkçüler F Tipi Cezaevi, Adana
44- Murat İlhan, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
45- Musa Kurt, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
46- Mustafa Gök, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
47- Müyesser Yıldız, Silivri L Tipi Cezaevi
48- Naciye Yavuz, Ankara Kadın Kapalı Cezaevi
49- Nedim Şener, Silivri 2 Nolu Kapalı L Tipi Cezaevi
50- Nuri Yeşil, Malatya E Tipi Cezaevi
51- Ozan Kılınç, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
52- Rohat Emekçi, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi
53- Ruken Ergün, Adana-Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
54- Sait Çakır, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
55- Sedat Şenoğlu, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
56- Seyithan Akyüz, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
57- Sinan Aygül, Van F Tipi Cezaevi
58- Soner Yalçın, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
59- Tayyip Temel, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
60- Turan Özlü, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
61- Vedat Kurşun, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
62- Yalçın Küçük, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi


Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
29 Ekim 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz
NECATİ ABAY*

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir süre önce yaptığı açıklamada Terörle Mücadele Yasası’na atıfta bulunarak “Bugüne kadar yüksek sesle söylenmedi, değişiklik yapılması isteniyorsa yüksek sesle söylenmelidir” dedi.
Terörle Mücadele Yasası (TMY), 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan 29 Haziran 2006 tarihli değişiklikle 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe girmişti.
TMY’ye karşı yıllardır mücadele ediyoruz. TMY konusundaki görüşlerimizi, Atılım gazetesi aracılığıyla bir kez daha “yüksek sesle” açıklıyoruz.
Özellikle belirtilmek gerekir ki, Bülent Arınç’ın “yüksek sesle söylenmedi” açıklaması gerçeği yansıtmıyor. Yasa değişikliğinin tartışıldığı süreçte başta basın kuruluşları olmak üzere, toplumsal muhalefet güçleri TMY’nin antidemokratik bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında ciddi sorunlara yol açacağına dikkat çekmişti. Dahası toplumsal muhalefet güçleri Terörle Mücadele Yasası’nın Toplumla Mücadele Yasası olacağını belirterek demokratik tepkilerini göstermişlerdi. Ama bu uyarıları AKP hükümeti dikkate almadı ve yasa yürürlüğe girdi.
Eğer Bülent Arınç, ana akım medyayı veya merkez medyayı (AKP yanlısı medya da dahil) kastederek TMY’ye yönelik tepkilerin “yüksek sesle söylenmedi”ğinden söz ediyorsa haklıdır. Bu süreçte söz konusu medya TMY karşısında sessiz kaldı ve bu tutumlarını bugün de önemli ölçüde sürdürüyor.
Bülent Arınç, TMY’de değişiklik yapılabileceğinden söz ediyor ve tartışalım diyor. TMY, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak düzeltilebilecek bir yasal düzenleme değildir. A’dan Z’ye anti demokratik hükümlerle, basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, söz, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı hükümlerle donatılmıştır.
TMY’nin 6 yıllık uygulamasında görüldü ki, “Terörle mücadele” adı altında aralarında gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının, sendikacıların, kitle örgütü yöneticilerinin, Kürt siyasetçilerin, devrimci, sosyalist siyasetçilerin ve hatta taş atan çocukların da bulunduğu on binlerce insan TMY ile terörize edildi. “Terörle mücadele” demagojisiyle “terör örgütü üyesi”, “terör örgütü yöneticisi” olmakla, veya “terör örgütü propagandası” yapmakla, asılsız komplocu iddialarla suçlandılar. Binlerce insan tutuklanma terörüyle yüz yüze kaldı. Daha geçtiğimiz günlerde, Hopa olaylarını protesto ettikleri için tutuklanan göstericiler hakkında “terör örgütü propagandası yaptıkları” iddiasıyla 22 yıla varan hapis cezaları istendi. Halen binlerce basın emekçisi de TMY kıskacı altındadır. (İkinci kıskaç ise, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleridir. TMY’nin iptal edilmesi talebiyle, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması talebi iç içe geçmiş bulunmaktadır. Bunun ayrı bir yazı konusu olduğunu belirterek geçelim.)
TMY saldırısı Ahmet Şık gibi, Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener gibi, Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın gibi gazeteci ve yazarların tutuklanmasına dek geldi dayandı. Bu gazeteciler de “terör örgütü üyesi, yöneticisi” olmakla, “terör örgütüne yardımcı” olmakla suçlanıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun (TGDP) saptamasına göre Türkiye cezaevlerinde 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 62 gazeteci tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazetecilerin hemen hepsi TMY gereğince tutuklandılar. Dahası, Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasının müsebbibi de TMY’dir.
Gelinen aşamada TMY, Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde geniş kesimlerce inandırıcılığını yitirmiş bulunmaktadır.
Bülent Arınç’ın “gelin tartışalım” çağrısı sıkışmışlığın dışavurumudur. O, TMY’ye yönelik tepkileri yumuşatmak için “TMY iptal edilmelidir” şeklindeki talepleri, çağrıları etkisizleştirmek için manevra yapıyor, TMY’nin iptal edilmesi yerine bazı kısmi değişikliklerle TMY’nin ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bülent Arınç’ın bu çıkışı, basın özgürlüğü konusunda Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde inandırıcılıklarını yitirmiş olmalarından kaynaklı savunma psikolojisinin de dışavurumudur.
TMY’ye hayır demeden, TMY’nin iptal edilmesi savunulmadan tutarlı bir basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunuculuğu yapılamaz. Basın özgürlüğü alanında bir ilerleme kaydetmenin yolu TMY’nin iptalinden geçiyor.
Tüm demokrasi güçleri TMY’nin tehdidi altındadır. Adeta demokrasi güçleri üzerinde “Demoklesin kılıcı” gibi sallanmaktadır. TMY’nin iptal edilmesinin yolu toplumsal muhalefet güçlerinin, özgürlük ve demokrasi yanlısı güçlerin, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunucularının birleşik mücadelesinden, demokratik tepkilerini ortaya koymasından geçiyor.
* Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü

7 Ekim 2011 Cuma

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz
NECATİ ABAY*

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir süre önce yaptığı açıklamada Terörle Mücadele Yasası’na atıfta bulunarak “Bugüne kadar yüksek sesle söylenmedi, değişiklik yapılması isteniyorsa yüksek sesle söylenmelidir” dedi.
Terörle Mücadele Yasası (TMY), 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan 29 Haziran 2006 tarihli değişiklikle 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe girmişti.
TMY’ye karşı yıllardır mücadele ediyoruz. TMY konusundaki görüşlerimizi, Atılım gazetesi aracılığıyla bir kez daha “yüksek sesle” açıklıyoruz.
Özellikle belirtilmek gerekir ki, Bülent Arınç’ın “yüksek sesle söylenmedi” açıklaması gerçeği yansıtmıyor. Yasa değişikliğinin tartışıldığı süreçte başta basın kuruluşları olmak üzere, toplumsal muhalefet güçleri TMY’nin antidemokratik bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında ciddi sorunlara yol açacağına dikkat çekmişti. Dahası toplumsal muhalefet güçleri Terörle Mücadele Yasası’nın Toplumla Mücadele Yasası olacağını belirterek demokratik tepkilerini göstermişlerdi. Ama bu uyarıları AKP hükümeti dikkate almadı ve yasa yürürlüğe girdi.
Eğer Bülent Arınç, ana akım medyayı veya merkez medyayı (AKP yanlısı medya da dahil) kastederek TMY’ye yönelik tepkilerin “yüksek sesle söylenmedi”ğinden söz ediyorsa haklıdır. Bu süreçte söz konusu medya TMY karşısında sessiz kaldı ve bu tutumlarını bugün de önemli ölçüde sürdürüyor.
Bülent Arınç, TMY’de değişiklik yapılabileceğinden söz ediyor ve tartışalım diyor. TMY, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak düzeltilebilecek bir yasal düzenleme değildir. A’dan Z’ye anti demokratik hükümlerle, basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, söz, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı hükümlerle donatılmıştır.
TMY’nin 6 yıllık uygulamasında görüldü ki, “Terörle mücadele” adı altında aralarında gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının, sendikacıların, kitle örgütü yöneticilerinin, Kürt siyasetçilerin, devrimci, sosyalist siyasetçilerin ve hatta taş atan çocukların da bulunduğu on binlerce insan TMY ile terörize edildi. “Terörle mücadele” demagojisiyle “terör örgütü üyesi”, “terör örgütü yöneticisi” olmakla, veya “terör örgütü propagandası” yapmakla, asılsız komplocu iddialarla suçlandılar. Binlerce insan tutuklanma terörüyle yüz yüze kaldı. Daha geçtiğimiz günlerde, Hopa olaylarını protesto ettikleri için tutuklanan göstericiler hakkında “terör örgütü propagandası yaptıkları” iddiasıyla 22 yıla varan hapis cezaları istendi. Halen binlerce basın emekçisi de TMY kıskacı altındadır. (İkinci kıskaç ise, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleridir. TMY’nin iptal edilmesi talebiyle, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması talebi iç içe geçmiş bulunmaktadır. Bunun ayrı bir yazı konusu olduğunu belirterek geçelim.)
TMY saldırısı Ahmet Şık gibi, Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener gibi, Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın gibi gazeteci ve yazarların tutuklanmasına dek geldi dayandı. Bu gazeteciler de “terör örgütü üyesi, yöneticisi” olmakla, “terör örgütüne yardımcı” olmakla suçlanıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun (TGDP) saptamasına göre Türkiye cezaevlerinde 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 62 gazeteci tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazetecilerin hemen hepsi TMY gereğince tutuklandılar. Dahası, Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasının müsebbibi de TMY’dir.
Gelinen aşamada TMY, Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde geniş kesimlerce inandırıcılığını yitirmiş bulunmaktadır.
Bülent Arınç’ın “gelin tartışalım” çağrısı sıkışmışlığın dışavurumudur. O, TMY’ye yönelik tepkileri yumuşatmak için “TMY iptal edilmelidir” şeklindeki talepleri, çağrıları etkisizleştirmek için manevra yapıyor, TMY’nin iptal edilmesi yerine bazı kısmi değişikliklerle TMY’nin ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bülent Arınç’ın bu çıkışı, basın özgürlüğü konusunda Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde inandırıcılıklarını yitirmiş olmalarından kaynaklı savunma psikolojisinin de dışavurumudur.
TMY’ye hayır demeden, TMY’nin iptal edilmesi savunulmadan tutarlı bir basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunuculuğu yapılamaz. Basın özgürlüğü alanında bir ilerleme kaydetmenin yolu TMY’nin iptalinden geçiyor.
Tüm demokrasi güçleri TMY’nin tehdidi altındadır. Adeta demokrasi güçleri üzerinde “Demoklesin kılıcı” gibi sallanmaktadır. TMY’nin iptal edilmesinin yolu toplumsal muhalefet güçlerinin, özgürlük ve demokrasi yanlısı güçlerin, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunucularının birleşik mücadelesinden, demokratik tepkilerini ortaya koymasından geçiyor.
* Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü

5 Ekim 2011 Çarşamba

Gazeteci Aydın Yıldız Tutuklandı, iki Gazeteci Gözaltında

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

DİHA muhabiri Aydın Yıldız Tutuklandı. Özgür Gündem Gazetesi Editörü Kazım Şeker ile Azadiya Welat Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı Tayyip Temel Gözaltında...

KCK operasyonu adı altında 6 ilde eş zamanlı olarak yapılan operasyonlarda yüzlerce BDP yöneticisi ve üyesinin yanı sıra gazeteciler de gözaltına alındı.
1 Ekim 2011 tarihinde Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Aydın Yıldız, Özgür Gündem gazetesi Mersin temsilciliğinden çıkarken gözaltına alınmış ve Antep’e götürülmüştü. Aydın Yıldız, 4 Ekim 2011 tarihinde tutuklandı.
Azadiya Welat eski Genel Yayın Yönetmeni ve gazetenin yazarı Tayyip Temel, 3 Ekim 2011 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alındı.
Özgür Gündem gazetesinin editörü Kazım Şeker de 4 Ekim 2011 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındı.
Aydın Yıldız’ın tutuklanmasıyla birlikte cezaevlerinde tutuklu bulunan gazetecilerin sayısı 63’e yükselmiş oldu.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak gelişmelerden kaygılıyız.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cebindeki 1400 kişilik tutuklanacaklar listesi iddiaları gerçekliğe dönüşüyor.
Sıra kimde?..
Terörle Mücadele Yasası (TMY) gereğince yasal faaliyet yürüten Kürt siyasetçilere, gazetecilere yönelik olarak sürdürülen kitlesel gözaltı ve tutuklama terörü; söz, gösteri ve örgütlenme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne yönelik doğrudan saldırıdır. Dillere pelesenk olmuş “terör örgütü üyesi, yöneticisi oldukları” gibi asılsız iddialarla yapılan TMY operasyonlarının hiçbir inandırıcılığı bulunmamaktadır.
Yaşananlar, Terörle Mücadele Yasası (TMY)’nin ne denli antidemokratik bir düzenleme olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Terörle Mücadele Yasası (TMY) iptal edilmelidir...

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
5 Ekim 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

4 Eylül 2011 Pazar

Radikal gazetesinin Pazar iki ekinde 4 Eylül 2011 tarihinde yayımlanan yazımdır.

Radikal gazetesinin Pazar iki ekinde 4 Eylül 2011 tarihinde yayımlanan yazımdır.
8 yıllık hukuki garabet

Necati ABAY*
Bugün Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yapılan komplonun daha ağırı, 8 yıl önce bana uygulandı. O dönemde Atılım gazetesinde yazar-editör olarak çalışıyordum. Komplo kurulmadan 2 ay önce 4 Şubat 2003’te Atılım gazetesi çalışanlarıyla birlikte gazeteden gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştım. Gözaltındayken bir emniyet yetkilisi bana “Atılım gazetesinde bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız, başınız beladan kurtulmaz. Seni her an tutuklatabiliriz. Ne zaman tutuklatacağımıza biz karar vereceğiz” şeklinde tehdit etmişti. Bu aynı zamanda otosansür dayatmasıydı. Ben de “basın özgürlüğünü savunduğumuzu, haber değeri taşıyan her haberi diğer medya organları gibi yayımlayacağımızı” söylemiştim. Nitekim 2 ay sonra 13 Nisan 2003 tarihinde evimden bilgisayarımla birlikte gözaltına alındım. Evimdeki aramada hiçbir suç unsuruna rastlanmadı. “İstanbul’daki bombalama eylemlerinin koordinatörü olmak”la suçlandım. Suçlamaları reddettim. Bunun üçüncü Sınıf bir komplo olduğunu söyledim.
Tutuksuz yargılanma
Dört günlük gözaltıdan sonra 17 Nisan 2003’te savcılığa çıkarıldım. Savcılık tutuklama istemiyle hakimliğe sevketti. Sorgu hakimi, “bombalama eylemlerinin koordinatörü” suçlamasını ciddiye almamış olacak ki beni bıraktı. Ancak savcılığın itirazı üzerine tutuklanıp Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konuldum. Uzun süre hem ben hem avukatım dava dosyasına ulaşamadık, çünkü dosyaya gizlilik kararı konulmuştu.
İddianameden yasadışı örgüt operasyonuna dahil edildiğim anlaşılıyordu. Bu klasik bir devlet politikasıydı. Hedefe konulan gazeteciler, yazarlar, aydınlar, sıklıkla illegal örgüt operasyonlarına dahil ediliyordu. 12 Mart’ta Altan Öymen’in uçak kaçırdığı iddiasıyla tutuklandığını neredeyse herkes bilir. Günümüzde Ahmet Şık ve Nedim Şener’in “Ergenekon terör örgütü üyesi” oldukları iddiasıyla tutuklandıkları somut bir veri. Ben de MLKP’nin bombalama eylemleri yapan 3 hücresinden sorumlu ilan edilmiştim.
Polis komplosunun senaryosu, hayatımda hiç görmediğim Aligül Alkaya adlı şahıs üzerinden yazılmıştı. Alkaya benden dört gün önce gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Emniyette işkencede polisin hazırladığı ifade tutanağı kendisine zorla imzalatılmış. Alkaya sonradan savcılığa yazdığı dilekçede ve mahkeme süreçlerinde “Necati Abay’ı tanımadığını, tanımadığı kişi hakkında beyanlarda bulunmasının olanaksız olduğunu, ifade tutanağını polisin zorla, işkence altındayken imzalattığını” belirtmiş
Tutuklanmamdan 6 ay sonra 3 Ekim 2003 tarihinde 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ilk duruşmam görüldü. Savunmamı yaptım ve Mahkeme beni tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Mahkeme heyeti, ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmama rağmen “bombalama eylemlerinin koordinatörü” olduğum iddiasını anlaşılan ciddiye almamıştı.
Tutuksuz yargılanmam sekiz yıl sürdü. Bu arada belirteyim, tahliyeden sonra düzen muhalifi gazetecilere basın örgütleri sahip çıkmadığından Şubat 2004’te Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nu (TGDP) kurduk. O tarihten bu yana TGDP’nin sözcülüğünü yapıyorum.
Kanaate dayalı ceza
Sekiz yıllık yargılanma sürecim boyunca benim aleyhime hiçbir delil bulunamadı. Çünkü asılsız iddiayla suçlanıyordum ve olmayan delil bulunamazdı. Sekiz yıl sonra 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 4 Mayıs 2011 tarihli karar duruşmasında 18 yıl 9 ay hapis cezası aldım. Beraat beklerken ceza almamı şaşkınlıkla karşıladım.
Bir cümlelik mahkeme kararında benimle ilgili şunlar yazılı: “Sanık Necati Abay’ın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından sanığın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 168/1. Maddesi kapsamında kaldığı... müebbet hapis cezası yerine 18 yıl 9 ay hapisle cezalandırılmasına...”
Mahkeme kararında da açıkca görüldüğü gibi benimle ilgili hiçbir kanıt yok, kanaate dayanarak ceza vermiş. Kanıt yok ama kanaat var! Dolayısıyla özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararının hukuki değil, siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerindeki hukuksuzluğun tipik örneklerinden birisi bu karar. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemelerini aratır hale geldi. Mahkemenin karar duruşmasından sonra, bu karar çok tartışılacak demiştim, nitekim tartışılıyor. Avukatım Gülizar Tuncer, benimle ilgili karara itiraz etti. Dosya Yargıtay aşamasında. Mahkeme ceza vermesine karşın tutuklama kararı vermediğini de belirtmeliyim. Umarım 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar yargıtaydan döner.
Bu kararın, benim şahsımda düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına, o dönemde çalıştığım Atılım gazetesine, Şubat 2004’ten bu yana sözcülüğünü yaptığım Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’na verilmiş bir ceza olduğunu düşünüyorum.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü

(4 Eylül 2011, Pazar, Radikal Gazetesinin “Radikal İki” eki, sayfa 12)


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,