7 Ekim 2011 Cuma

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz

Bülent Arınç’a “yüksek sesle” sesleniyoruz
NECATİ ABAY*

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir süre önce yaptığı açıklamada Terörle Mücadele Yasası’na atıfta bulunarak “Bugüne kadar yüksek sesle söylenmedi, değişiklik yapılması isteniyorsa yüksek sesle söylenmelidir” dedi.
Terörle Mücadele Yasası (TMY), 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan 29 Haziran 2006 tarihli değişiklikle 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe girmişti.
TMY’ye karşı yıllardır mücadele ediyoruz. TMY konusundaki görüşlerimizi, Atılım gazetesi aracılığıyla bir kez daha “yüksek sesle” açıklıyoruz.
Özellikle belirtilmek gerekir ki, Bülent Arınç’ın “yüksek sesle söylenmedi” açıklaması gerçeği yansıtmıyor. Yasa değişikliğinin tartışıldığı süreçte başta basın kuruluşları olmak üzere, toplumsal muhalefet güçleri TMY’nin antidemokratik bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında ciddi sorunlara yol açacağına dikkat çekmişti. Dahası toplumsal muhalefet güçleri Terörle Mücadele Yasası’nın Toplumla Mücadele Yasası olacağını belirterek demokratik tepkilerini göstermişlerdi. Ama bu uyarıları AKP hükümeti dikkate almadı ve yasa yürürlüğe girdi.
Eğer Bülent Arınç, ana akım medyayı veya merkez medyayı (AKP yanlısı medya da dahil) kastederek TMY’ye yönelik tepkilerin “yüksek sesle söylenmedi”ğinden söz ediyorsa haklıdır. Bu süreçte söz konusu medya TMY karşısında sessiz kaldı ve bu tutumlarını bugün de önemli ölçüde sürdürüyor.
Bülent Arınç, TMY’de değişiklik yapılabileceğinden söz ediyor ve tartışalım diyor. TMY, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak düzeltilebilecek bir yasal düzenleme değildir. A’dan Z’ye anti demokratik hükümlerle, basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, söz, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı hükümlerle donatılmıştır.
TMY’nin 6 yıllık uygulamasında görüldü ki, “Terörle mücadele” adı altında aralarında gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının, sendikacıların, kitle örgütü yöneticilerinin, Kürt siyasetçilerin, devrimci, sosyalist siyasetçilerin ve hatta taş atan çocukların da bulunduğu on binlerce insan TMY ile terörize edildi. “Terörle mücadele” demagojisiyle “terör örgütü üyesi”, “terör örgütü yöneticisi” olmakla, veya “terör örgütü propagandası” yapmakla, asılsız komplocu iddialarla suçlandılar. Binlerce insan tutuklanma terörüyle yüz yüze kaldı. Daha geçtiğimiz günlerde, Hopa olaylarını protesto ettikleri için tutuklanan göstericiler hakkında “terör örgütü propagandası yaptıkları” iddiasıyla 22 yıla varan hapis cezaları istendi. Halen binlerce basın emekçisi de TMY kıskacı altındadır. (İkinci kıskaç ise, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleridir. TMY’nin iptal edilmesi talebiyle, özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması talebi iç içe geçmiş bulunmaktadır. Bunun ayrı bir yazı konusu olduğunu belirterek geçelim.)
TMY saldırısı Ahmet Şık gibi, Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener gibi, Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın gibi gazeteci ve yazarların tutuklanmasına dek geldi dayandı. Bu gazeteciler de “terör örgütü üyesi, yöneticisi” olmakla, “terör örgütüne yardımcı” olmakla suçlanıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun (TGDP) saptamasına göre Türkiye cezaevlerinde 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 62 gazeteci tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazetecilerin hemen hepsi TMY gereğince tutuklandılar. Dahası, Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasının müsebbibi de TMY’dir.
Gelinen aşamada TMY, Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde geniş kesimlerce inandırıcılığını yitirmiş bulunmaktadır.
Bülent Arınç’ın “gelin tartışalım” çağrısı sıkışmışlığın dışavurumudur. O, TMY’ye yönelik tepkileri yumuşatmak için “TMY iptal edilmelidir” şeklindeki talepleri, çağrıları etkisizleştirmek için manevra yapıyor, TMY’nin iptal edilmesi yerine bazı kısmi değişikliklerle TMY’nin ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bülent Arınç’ın bu çıkışı, basın özgürlüğü konusunda Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde inandırıcılıklarını yitirmiş olmalarından kaynaklı savunma psikolojisinin de dışavurumudur.
TMY’ye hayır demeden, TMY’nin iptal edilmesi savunulmadan tutarlı bir basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunuculuğu yapılamaz. Basın özgürlüğü alanında bir ilerleme kaydetmenin yolu TMY’nin iptalinden geçiyor.
Tüm demokrasi güçleri TMY’nin tehdidi altındadır. Adeta demokrasi güçleri üzerinde “Demoklesin kılıcı” gibi sallanmaktadır. TMY’nin iptal edilmesinin yolu toplumsal muhalefet güçlerinin, özgürlük ve demokrasi yanlısı güçlerin, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunucularının birleşik mücadelesinden, demokratik tepkilerini ortaya koymasından geçiyor.
* Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme