22 Temmuz 2011 Cuma

Sansürcülerin “Sansür Yok” Yalanı Üzerine

Sansürcülerin “Sansür Yok” Yalanı Üzerine

Necati Abay
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü

Basında sansürün sözde kaldırılışının 103. yıldönümündeyiz.
Ülkemizde 24 Temmuz 1908’den bu yana her 24 Temmuz günü “Basında sansürün kaldırılışının yıldönümü” olarak kutlanıyor. Şüphesiz 24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyetin ilan edilmesi ve 25 Temmuz 1908’de çıkan gazetelerin sansür memurlarına verilmeden yayımlanmasının tarihsel bir anlamı ve değeri vardır. Ancak bu gerçeklikten hareketle 24 Temmuz’un “basın bayramı” veya “basında sansürün kaldırılışının yıldönümü” olarak kutlanması gerçekçi değildir. Çünkü ülkemizde bazen kaba saba, bazen de inceltilmiş bir biçimde olsa da, zaman zaman azalıp zaman zaman çoğalsa da basında sansür, gelenekselleşmiş bir devlet politikası olarak hep uygulandı.
Sansürcüler, tam bir ikiyüzlülükle sansürün kaldırıldığı yalanını hep pompaladı. Sansürcü uygulamalar hem yasal zeminde hem de yasadışı, fiili olarak süregeldi.
Basın tarihimize ilişkin kısa bir gezinti yapmak gerekirse;
2. Meşrutiyetin ilanından sonra 1909 yılında Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, devlet güçlerinin parmağıyla Galata köprüsünde kurşunlanarak öldürüldü.
Yaptığım araştırmaya göre 1915 Ermeni tehcirinde 32 gazeteci ve yazar öldürüldü.
Çeşitli zaman kesitlerinde Sabahattin Ali’den Uğur Mumcu’ya, Abdi İpekçi’den Çetin Emeç’e dek çok sayıda Türk gazeteci ve yazar öldürüldü.
Altan Öymen 12 Mart darbesi döneminde uçak kaçırma eylemini yapmak gibi asılsız iddialarla, polis komplosuyla tutuklandı.
1990-1995 yılları arasında aralarında Musa Anter’in de bulunduğu çok sayıda Kürt gazeteci ve yazar öldürüldü.
Günümüze gelirsek, Ermeni gazeteci Hrant Dink öldürüldü. Yürüyüş dergisini dağıtırken gözaltına alınan Engin Çeber, cezaevinde işkenceyle öldürüldü.
Öldürülen gazetecilerle ilgili yaptığım araştırmaya göre ise 1909 yılından bu yana 111 gazeteci ve yazar öldürülmüş bulunmaktadır. Öldürülen gazetecilerin çoğu “faili meçhul” aslında failleri belli cinayetlere kurban gitti.
Toplatılan, imha edilen gazetelerin, dergilerin, kitapların haddi hesabı yok.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun saptamasına göre halen cezaevlerinde 11’i gazete ve dergilerin imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 57 gazeteci tutuklu bulunmaktadır. Ahmet Şık, Nedim Şener, Vedat Kurşun, Sedat Şenoğlu, Halit Güdenoğlu, Füsun Erdoğan tutuklu gazetecilerden bazılarıdır. Basın tarihimizin ibretlik bir örneği olarak Ahmet Şık’ın yayımlanmamış kitabının bilgisayarlardan toplatılmış olduğunu da belirtelim. Tek başına bu örnek bile sansürcülerin sansür yalanını açığa çıkarıyor.
Otosansür uygulaması da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Son örneği Banu Güven’dir. Yaptığı programlar nedeniyle NTV’den ayrılmak zorunda bırakıldı.
Bu veriler, basında sansürün kaldırıldığı iddialarının bir palavradan ibaret olduğunu gösteriyor.
Yasal uygulamalara gelince; Anayasa, Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Kanunu’nundaki çeşitli maddeler yürülükte olduğu sürece basında sansürün kaldırılmış olduğundan zaten söz edemeyiz. Binlerce gazeteci, sanatçı, aydın, insan hakları savunucusu düşünceleri nedeniyle yargı kıskacında bulunuyor.
Sonuç olarak, demokrasi ile sansür arasında doğrudan bir bağın bulunduğunu da belirtmek gerekir. Eğer demokrasi yoksa basın özgürlüğü de yoktur. Basında sansürün kaldırılmasının, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında iyileşmenin olması için öncelikli olarak Terörle Mücadele Yasası (TMY) iptal edilmelidir. Basında sansür koşullarını daha da ağırlaştıran Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri kaldırılmalıdır.
Basında sansürün kaldırıldığı bir ülke dileğiyle...
22 Temmuz 2011

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

15 Temmuz 2011 Cuma

Basın Özgürlüğü ve Terörle Mücadele Yasası (TMY)

Necati Abay, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü

Terörle Mücadele Yasası (TMY), 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan 29 Haziran 2006 tarihli değişiklikle 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe girmişti. Yasa değişikliğinin tartışıldığı süreçte toplumsal muhalefetin öncü güçleri TMY’nin antidemokratik bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında ciddi sıkıntılara, sorunlara yol açacağına dikkat çekmişti. Dahası toplumsal muhalefet güçleri Terörle Mücadele Yasası’nın Toplumla Mücadele Yasası olacağını belirterek demokratik tepkilerini göstermişlerdi. Ama bu uyarılar sonucu değiştirmedi ve yasa yürürlüğe girdi. Özellikle belirtmek gerekir ki ana akım medya veya merkez medya bu süreçte TMY karşısında sessiz kaldı ve bu tutum bugün de önemli ölçüde sürüyor.
TMY’nin ilk uygulaması Eylül 2006 tarihini taşıyor. “Gaye” operasyonu adı altında aralarında Atılım gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Çiçek’in de bulunduğu 5 gazetecinin tutuklanmasıyla da ilk uygulama devreye girmiş oldu.
TMY’nin 6 yıllık uygulamasında görüldü ki binlerce düzen muhalifi sosyalist ve Kürt gazeteciler, yazarlar, insan hakları savunucuları, sendikacılar, kitle örgütü yöneticileri, Kürt ve sosyalist siyasetçiler asılsız iddialarla, “terörle mücadele” demagojisi adı altında “terör örgütü üyesi”, “terör örgütü yöneticisi” olmakla, veya “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlandılar, gözaltına alınıp tutuklandılar. Yine binlerce basın emekçisi TMY kıskacı altındadır.
TMY saldırısı bunlarla sınırlı değildi. Ahmet Şık gibi, Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener gibi, Hürriyet gazetesi yazarı ve Oda TV sahibi Soner Yalçın gibi gazeteci ve yazarların tutuklanmasına dek geldi dayandı TMY uygulaması. Bu gazeteciler de “terör örgütü üyesi veya yöneticisi” olmakla suçlanıyor. Gelinen aşamada geniş kesimlerce TMY inandırıcılığını yitirmiş bulunmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Halkın Günlüğü gazetesi İzmir muhabiri İsmail Avan’ın da yine TMY gereğince tutuklandığını belirtelim.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun saptamasına göre bugünkü tarih itibariyle cezaevlerinde 57 gazeteci ve yazar tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazetecilerin hepsi TMY gereğince tutuklandılar. Dahası Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısı bakımından Dünya birincisi olmasının müsebbibi de TMY’dir. Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül, Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet yetkililerinin cezaevinde tutuklu gazeteci bulunmadığı, onların terör örgütü mensubu olduğu gibi açıklamaları olsa olsa basın özgürlüğü konusunda Türkiye ve Dünya kamuoyu nezdinde inandırıcılıklarını yitirmiş olmalarından kaynaklı savunma psikolojisinin dışavurumudur.
TMY’ye hayır demeden, TMY’nin iptal edilmesi savunulmadan tutarlı bir basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunuculuğu yapılamaz. Basın özgürlüğü alanında bir ilerleme kaydetmenin yolu TMY’nin iptalinden geçiyor.
Tüm demokrasi güçleri TMY’nin tehdidi altındadır. Adeta demokrasi güçleri üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. TMY’nin iptal edilmesinin yolu toplumsal muhalefet güçlerinin, özgürlük ve demokrasi yanlısı güçlerin, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü savunucularının birleşik mücadelesinden, demokratik tepkilerini ortaya koymasından geçiyor...

15 Temmuz 2011

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü Etkinliği Düzenleniyor...

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

* Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü Etkinliği Düzenleniyor...

Türkiye Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin tutuklanmasını protesto etmek ve yargılanan gazetecilerle dayanışma içerisinde bulunmak amacıyla, kuruluşunun 59. Yıldönümünde “Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü” etkinliği düzenliyor.
Dayanışma günü etkinliği Şişli Maçka Parkı içerisinde Şişli Belediyesi’nin desteğiyle açılan İfade Özgürlüğü Anıtı önünde yapılacaktır.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak “Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü” etkinliğini destekliyoruz.
60 civarında gazetecinin tutuklu bulunduğu ülkemizde binlerce basın mensubu yargı kıskacı altındadır.
İki örnek vermek istiyoruz.
Birincisi; tutuklu gazetecilerden Azadiya Welat gazetesi sahibi Vedat Kurşun’a Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 166 yıl 6 ay hapis cezası verildi, ancak ceza Yargıtay tarafından bozuldu.
İkincisi; Platformumuzun sözcüsü Necati Abay, 2003 yılında Atılım gazetesinde editör olarak çalışırken gözaltına alındığında İstanbul emniyetinde bir polis yetkilisi tarafından yaptığı haberler nedeniyle tutuklanmakla tehdit edildi. 2 ay sonra da polis komplosu sonucu gözaltına alınarak tutuklandı. İlk duruşmada serbest bırakılmasına karşın 8 yıl süren yargılama sonunda aleyhine hiçbir kanıt bulunmamasına rağmen (mahkeme kararında belirtiliyor.) Necati Abay’a kanaatten 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Dava Yargıtay aşamasındadır, Necati Abay tutuksuz yargılanıyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne duyarlı kişi ve kurumları 10 Temmuz’da “Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü” etkinliğine katılarak destek olmaya çağırıyoruz.
Tarih: 10 Temmuz 2011, Pazar
Saat: 18.00
Yer: Maçka Parkı İfade Özgürlüğü Anıtı, Şişli

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
5 Temmuz 2011

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

11 Haziran 2011 Cumartesi

Necati Abay'ın da Katıldığı İsveç Parlamentosundaki Seminerin Haberi

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA


* Platformumuzun Sözcüsü Necati Abay’ın da Katıldığı İsveç Parlamentosundaki Seminerde, Türkiye’de basına yönelik saldırılar tartışıldı...
İsveç Parlamentosunda 9 Haziran 2011 tarihinde yapılan seminerin Evrensel gazetesinde yayımlanan haberini bilginize sunuyoruz...

İsveç Parlamentosunda, Türkiye’de basına yönelik saldırılar tartışıldı
Murat Kuseyri

Türkiye’de basın ve gazetecilere yönelik baskı ve saldırılar İsveç Parlamentosunda düzenlenen bir seminerde ele alındı.

Türkiye’de İnsan Haklarına Destek Komitesi’nin (SSKT) düzenlediği seminere Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal Reyinoğlu, Türkiye Gazeteciler Sendikası Disiplin Kurulu Üyesi ve Evrensel Gazetesi Ankara Temsilcisi Sultan Özer, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay konuşmacı olarak katıldı.

Kraliyet Bilim Akademisi eski Daimi Sekreteri Erling Norrby’nin yönettiği panelin ilk konuşmacısı olan Metin Celal Reyinoğlu son birkaç yıl içinde yazar ve gazetecilere yönelik baskıların arttığına dikkat çektikten sonra bu yılın Nisan ayı içinde Ergonekon’a karşı makaleler yazan Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın Ergenekon üyesi olmak gibi sahte suçlamalarla tutuklandıklarını hatırlattı. Siyasi iktidarın eleştiriler karşısında hırçınlaştığını belirten Reyinoğlu basılmamış kitabın toplatıldığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitabını bombaya benzetmesinin düşünce özgürlüğüne yönelik saldırının ulaştığı boyutları gözler önüne serdiğini söyledi.

Evrensel Gazetesi Ankara Temsilcisi Sultan Özer, çoğunluğu sosyalist ve Kürt basınından 70 civarında gazetecinin cezaevinde tutulduklarını hatırlattıktan sonra kendisinin de aralarında bulunduğu 7 gazetecinin siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları için Başbakanlık tarafından akredite edilmediklerini söyledi. Özer, Türkiye’deki gazeteci sendika ve derneklerinin basın ve ifade özgürlüğünü savunmak için geniş kapsamlı bir platform oluşturduklarını, kampanyalar ve gösteriler örgütlediklerini belirtti. Muhalif seslerin susturulması için gazetecilerin örgüt üyesi olmakla suçlandıklarını hatırlatan Özer gazeteci Necati Abay’a hiç bir somut delil olmamasına rağmen 18 yıl ceza verilmesini örnek olarak gündeme getirdi.

Sözlerine “sizlere cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci ve yazarlardan selam getirdim” diyerek başlayan Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay gazeteci olduğu için bir komplo sonucu 18 yıl hapis cezasına çarptırıldığını söyledi. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in verilerine göre Çin’de 34 tutuklu gazeteci bulunduğunu,Türkiye’nin tutuklu gazeteciler söz konusu olduğunda dünya birincisi olduğunu ifade etti. Abay saldırıların özellikle Kürt ve sosyalist basına karşı yoğunlaştığını rakamlar vererek anlattıktan sonra Kürtçe yayın yapan Azadiye Welat gazetesi Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun’a 166 yıl hapis cezası verildiğini söyledi. Gazeteciler üzerindeki baskı ve saldırıların sadece hapis ve para cezalarıyla sınırlı kalmadığını belirten Abay, 1909 yılından bu yana 111 gazetecinin katledildiği de sözlerine ekledi.

İsveç Yayıncılar Derneği eski Başkanı ve Uluslararası Yayıncılar Derneği Yayın Özgürlüğü Komitesi Başkanı Lars Grahn da Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ancak son dönem yaşanan gelişmelerin hiç iç açıcı olmadığını söyledi. Basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden birinin Terörle Mücadele Yasasının 301. Maddesi olduğunu ifade eden Grahn Avrupa Birliği ve iç kamuoyunun baskısı sonucu yapılan değişikliklerin makyajın ötesine geçmediğini vurguladı. Muhalif aydın ve yazarların bu maddelere muhalefetten yargılanarak susturulmaya çalışıldıklarını söyledi.

Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkanı Arne König Türkiye’de 70 gazetecinin cezaevinde tutulur ve binlercesi hakkında dava açılırken Avrupa ülkelerinin sesiz kalmalarının kaygı verici bulduklarını söyledi. Avrupa Birliği üyesi ülkelerindeki politikacıları sorumluluklarını üstlenmeleri, basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılara karşı harekete geçmeleri çağrısında bulundu.
Konferansı aralarında Uluslararası Af Örgütü, sendikalar ve İsveç Dışişleri Bakanlığı sorumlularının da bulunduğu pek çok kurum ve kuruluş gözlemci göndererek izledi. (Stockholm/EVRENSEL)

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
11 Haziran 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

Platformumuzun Sözcüsü Necati Abay Konusunda Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Açıklama Yaptı.

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

* Platformumuzun Sözcüsü Necati Abay Konusunda Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Açıklama Yaptı.

Ağustos 2010 tarihinde yerel ve ulusal düzeyde 94 meslek örgütünün bir araya gelmesiyle kurulan Gazetecilere Özgürlük Platformu, 7 Haziran 2011 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenledi.
“Seçim öncesi partilere çağrı” başlıklı açıklamada patformumuzun sözcüsü Necati Abay konusunda da açıklama yapıldı:
Tutuklu gazeteciler gerçeğinin altı çizilen açıklamada “gazetecilerin sesleri kesiliyor, ağır para cezalarıyla, hapis tehdidiyle dışardakiler de sindirilmeye çalışılıyor... Atılım gazetesi editörü Necati Abay, bu durumun en tipik örneklerinden biri, Abay terör suçu ile cezaevinde yattıktan sonra, tutuksuz olarak yargılandı ve son duruşmada dava ile bağlantısını kanıtlayacak somut deliller olmamasına rağmen, ‘kanaat hasıl olduğu’ gerekçesi ile 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Davası Yargıtay’da. Eğer karar onanırsa, delile gerek görülmeden kanaate binaen vurulan terörist damgası ile özgürlüklerinden mahrum edilecek. Susturulacak.” denildi.
Bilginize sunulur...


Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
11 Haziran 2011


İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,

5 Haziran 2011 Pazar

Gazeteci-Yazar Necati Abay’ın 8 Yıldır Süren Hukuki Süreci

Gazeteci-Yazar Necati Abay’ın 8 Yıldır Süren Hukuki Süreci
Bugün Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yapılan komplonun daha ağırı 8 yıl önce bana uygulandı. O dönemde Atılım gaszetesinde yazar-editör olarak çalışıyordum. Komplo kurulmadan 2 ay önce 4 Şubat 2003’te Atılım gazetesi çalışanlarıyla birlikte gazeteden gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştım. Gözaltındayken bir emniyet yetkilisi bana “Atılım gazetesinde bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız başınız beladan kurtulmaz. Seni her an tutuklatabiliriz. Ne zaman tutuklatacağımızı biz karar vereceğiz” şeklinde tehdit etmişti. Bu aynı zamanda otosansür dayatmasıydı. Ben de “basın özgürlüğünü savunduğumuzu, haber değeri taşıyan her haberi diğer medya organları gibi yayımlayacağımızı” söylemiştim. Nitekim 2 ay sonra 13 Nisan 2003 tarihinde evimden bilgisayarımla birlikte gözaltına alındım. Evimdeki aramada hiçbir suç unsuruna rastlanmadı. Vatan’daki Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldüğümde, “İstanbul’daki bombalama eylemlerinin koordinatörü olmak”la suçlandım. Suçlamaları reddettim. Bunun 3. Sınıf bir komplo olduğunu söyledim.
4 günlük gözaltıdan sonra 17 Nisan 2003’te savcılığa çıkarıldım. Savcılık tutuklanma istemiyle sorgu hakimliğine sevketti. Sorgu hakimi “bombalama eylemlerinin koordinatörü” suçlamasını ciddiye almamış olacak ki beni serbest bıraktı. Ancak birkaç saat sonra savcılığın yaptığı itiraz üzerine tutuklanıp Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konuldum. Uzun süre hem ben hem avukatım dava dosyasına ulaşamadık, çünkü dosyaya gizlilik kararı konulmuştu.
24.07.2003 tarihinde iddianame hazırlandı. İddianameden yasadışı örgüt operasyonuna dahil edildiğim anlaşılıyordu. Bu klasik bir devlet politikasıydı. Hedefe konulan gazeteciler, yazarlar, aydınlar, sıklıkla illegal örgüt operasyonlarına dahil ediliyordu. 12 Mart döneminde Altan Öymen’in uçak kaçırdığı iddiasıyla tutuklandığı bilinen bir gerçektir. Günümüzde Ahmet Şık ve Nedim Şener’in “Ergenekon terör örgütü üyesi” oldukları iddiasıyla tutuklandıkları somut bir olgudur. Ben de MLKP örgütünün bombalama eylemleri yapan 3 hücresinden sorumlu ilan edilmiştim. 4 Şubat 2003’te emniyette yapılan “bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız Necati Abay seni tutuklatırız” tehdidi gerçekliğe dönüşmüştü. Polis komplosu tezgahının aktörü, hayatımda hiç görmediğim, tanımadığım Aligül Alkaya adlı şahıstı. Benden dört gün önce gözaltına alınmış ve tutuklanmış. Emniyette işkence altındayken polisin hazırladığı ifade tutanağı kendisine zorla imzalatılmış. Sonradan savcılığa yazdığı dilekçede ve mahkeme süreçlerinde “Necati Abay’ı tanımadığını, tanımadığı kişi hakkında beyanlarda bulunmasının olanaksız olduğunu, ifade tutanağını polisin zorla, işkence altındayken imzalattığını belirtmiştir. Ali Gül Alkaya DGM’ye gönderdiği 17 Nisan 2003 tarihli dilekçesinde “Emniyette bana ilaç verip ifade imzalattılar” diyor. Açıkca görülüyorki emniyet Aligül Alkaya’nın ifadesi adı altındaki sahte belgeye benimle ilgili dört satır sokuşturmuş. İşte iddianame buna dayanıyordu.
21 sayfalık iddianamenin 19. sayfasındaki benimle ilgili kısım şundan ibarettir.
“4- NECATİ ABAY:
Sanık Aligül Alkaya’nın 12.04.2003 tarihli emniyette vermiş olduğu ifadesiniden anlaşılacağı üzere yakalandığı tarihe kadar İstanbul’da MLKP örgütünün üç hücre evinin bulunduğu; 1. Hücrede kendi, Hatice Duman ve Ali Rıza Kaplan’ın, 2. Hücrede Tahir Laçın, Zeynep kod Gülizar Erman ve Uzun kod Sami Özbil’in, 3. Hücrede Erkan Özdemir ve Ahmet Doğan’ın faaliyet gösterdikleri, İstanbul’da bulunan bu 3 hücre evlerinin sorumlusunun sanık Necati Abay olduğu, hücreler arasındaki irtibatı sağladığı ve yasadışı silahlı MLKP terör örgütü içerisinde gizliliğini sağlamak maksadıyla Emre kod adını kullandığı, bu suretle sanık Necati Abay’ın yasadışı silahlı MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını bozma ve değiştirme veya kaldırmaya cebren teşebbüs etmek suçunu işlediği,”
Bu iddianamenin benimle ilgili kısmı, polisin kendi yazdığı ifade tutanağına sokuşturduğu, Aligül Alkaya’yı zorla, işkence altındayken imzalatılan sahte ifade tutanağına dayanıyor. Aligül Alkaya’nın iftira atmasından da sözedemeyiz. Çünkü bu şahıs beni tanımaz, ben de onu tanımam. Duruşma tutanakları şahidimdir. Dolayısıyla bu belge, polis komplosunun kanıtıdır. Ve iddianame sahte belgeye dayanarak hazırlanmıştır.
Tutuklanmamdan yaklaşık 6 ay sonra 3 Ekim 2003 tarihinde 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ilk duruşmam görüldü. Savunmamı yaptım ve Mahkeme beni tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Sorgu hakimliğinde serbest bırakıldığımda sevindiğim gibi ilk duruşmamdaki tahliyeme de sevinmiştim. Mahkeme heyeti ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmama rağmen “bombalama eylemlerinin koordinatörü” olduğum iddiasını anlaşılan ciddiye almamıştı.
Tutuksuz yargılanmam 8 yıl sürdü. Bu arada belirteyim, tahliye olduktan hemen sonra düzen muhalifi gazetecileri basın meslek örgütleri sahip çıkmadığından Şubat 2004’te Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nu kurduk. O tarihten bu yana TGDP’nin sözcülüğünü yapmaktayım.
8 yıllık yargılanma sürecim boyunca benim aleyhime hiçbir delil bulunamadı. Çünkü asılsız iddiayla suçlanıyordum ve olmayan delil bulunamaz. 8 yıl sonra 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 4 Mayıs 2011 tarihli karar duruşmasında 18 yıl 9 ay hapis cezası aldım. Beraat beklerken ceza almamı şaşkınlıkla karşıladım.
Bir cümlelik mahkeme kararında benimle ilgili şunlar yazılı:
“Sanık Necati Abay’ın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından sanığın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 168/1. Maddesi kapsamında kaldığı... müebbet hapis cezası yerine 18 yıl 9 ay hapisle cezalandırılmasına,”
Mahkeme kararında da açıkca görüldüğü gibi benimle ilgili hiçbir kanıt yoktur, kanaate dayanarak ceza vermiştir. Kanıt yok ama kanaat var! Dolayısıyla özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararının hukuki değil siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerindeki hukuksuzluğun tipik örneklerinden birisidir bu karar. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Devlet Güvenlik Mahkemelerini aratır hale gelmiştir. Mahkemenin karar duruşmasından sonra, bu karar çok tartışılacak demiştim, nitekim tartışılıyor. Çok sayıda gazete, dergi ve TV’de karar tartışma konusu oldu. Star gazetesindeki köşe yazısında Osman Can, Bugün gazetesindeki köşe yazısında Prof. Dr Doğu Ergil, Hürriyet gazetesindeki köşe yazısında Ferai Tınç, T24 internet sitesindeki köşe yazısında Aydın Engin konuyu tartışmaya açtılar. Cumhuriyet gazetesinde birinci sayfanın 2. Manşet konusu oldu. NTV’de Ruşen Çakır’ın yazı işleri programına davet edildiğimde konuyu tartıştık. Katıldığım İMC TV’deki Ertuğrul Mavioğlu’nun basın özgürlüğü programında da konu tartışıldı. Ceza almamdan dolayı İnsan Hakları Derneği, Ayşenur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü Ödülü verildi. 9 Haziran 2011’de İsveç parlamentosuna Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda konuşmacı olarak davet edildim. Ayrıca Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi öncülüğünde 42 aydının çağrısıyla imza kampanyası başlatıldı.
Kararı itiraz ettik. Dosya Yargıtay aşamasındadır. Mahkeme ceza vermesine karşın tutuklama kararı vermediğini de belirtmeliyim. Umarım 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar yargıtaydan döner.
Bu kararın, benim şahsımda düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına, o dönemde çalıştığım atılım gazetesine, Şubat 2004’ten bu yana sözcülüğünü yaptığım Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’na verilmiş bir ceza olduğunu düşünüyorum.
Ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü savunucuları ikili bir kıskaç altındadır. Birinci, toplumsal muhalefet güçlerinin toplumla mücadele yasası adını verdiği Terörle Mücadele Yasası’dır. TMY’ye karşı çıkmadan, TMY’nin kaldırılmasını savunmadan düşünce ve ifade özgürlüğü savunusu tutarlı olamaz. İkincisi, benim örneğimde de görüldüğü gibi özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerindeki hukuksuzluklardır.
Necati Abay
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü (TGDP)
5 Haziran 2011

27 Mayıs 2011 Cuma

TGDP: Platformumuzun sözcüsü Necati Abay için düşünce özgürlüğü savunucularının imzasını istiyoruz.

TUTUKLU GAZETECİLERLE DAYANIŞMA PLATFORMU’NDAN
BASINA VE KAMUOYUNA

Platformumuzun sözcüsü Necati Abay için düşünce özgürlüğü savunucularının imzasını istiyoruz...

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi öncülüğünde aydınların çağrıcısı olduğu Necati Abay’la ilgili imza kampanyası sürüyor.
Her düşünce özgürlüğü savunucu aşağıdaki linkten imza verebilir. Link tıklandığında çıkan penceredeki başlığın altındaki “destek için imza formu” linki tıklanarak çıkan penceredeki form doldurulup gönderildiğinde imza verilmiş olur.
http://gercek-inatcidir.blogspot.com/

İMZA METNİ VE ÇAĞRICILAR
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay’a 18 Yıl 9 Ay Hapis
Kanıt yok ama kanaat var! 

Atılım gazetesi yazarı, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay, Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP) davası çerçevesinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemenin gerekçeli kararında Abay’ın MLKP yapısı içinde hücreevlerinin koordinasyonundan sorumlu olduğu ileri sürülüyor. 

Ancak, Necati Abay’a bu cezanın Atılım gazetesindeki yazarlık faaliyeti, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü olarak sekiz yıldır yürüttüğü etkili çalışma ve bir aydın olarak çeşitli imza kampanyalarında oynadığı merkezi rol dolayısıyla verildiği açıktır.
Birincisi, kararın gerekçesinde tam tamına şöyle denmektedir: “sanığın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından...” Görüldüğü gibi, mahkeme, Necati Abay’ın örgütle “doğrudan bağlantısı ve iştiraki” olduğunu tespit edememiştir. Sadece bu yönde bir “kanaat oluşmuş”tur. Yani ceza kanıt olmaksızın, kanaat temelinde verilmiştir. 

İkincisi, Abay’ın yargılanması için gösterilen tek delil, bir zanlının avukatının bulunmadığı bir süreçte verdiği ifadedir. Zanlı daha sonra mahkemede ifadesinin işkence altında alındığını, ama ayrıca Necati Abay’ı tanımadığı için onun hakkında zaten hiçbir şey söylememiş olduğunu açıklamıştır. Yani ifadede Necati Abay aleyhinde yer alan dört satırlık pasaj polisin fabrikasyonudur. Polis, bu ifadeyi Nisan 2003’te mahkemeye sunmadan iki ay önce, Şubat 2003’te Necati Abay’ı Atılım gazetesindeki çalışmaları dolayısıyla gözaltına aldığında şöyle tehdit etmiştir: “Bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız başınız beladan kurtulmaz. Böylesi haberler devam ederse Necati Abay, seni her an tutuklatabiliriz. Ne zaman tutuklatacağımıza biz karar vereceğiz.” Buradaki mantık çıplaktır: Abay, Atılım gazetesinin yayın politikası dolayısıyla polis tarafından otosansüre zorlanmaktadır. Bunu reddettiği içindir ki hakkında bir komplo kurulmuştur. Yani Abay’a ceza, gazeteciliğine cezadır. 

Üçüncüsü, Atılım gazetesi yazarlığından bir aydın olarak çeşitli kitlesel kampanyalara kadar herkesin gözü önünde faaliyet gösteren bir yazarın “hücreevleri koordinasyonundan sorumlu” olarak görev yapması, her türlü gerçekçi değerlendirmeye aykırıdır. Abay, polis fezlekesi temelinde cezalandırılamaya çalışılmaktadır. 

Düzene veya hükümete muhalif gazetecilerin mesleki çabalarının, bu insanların başka tür faaliyetlerle ilişkilendirilmesi temelinde cezalandırılması giderek yaygın biçimde kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın maruz bırakıldığı baskılar bütün kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiştir. Ama daha da vahimi, bu kadar göz önünde yaşanmayan vakalardır. Necati Abay davası, başka tür suçların cezalandırılması bahanesi altında gazetecinin düşünce özgürlüğünün ayaklar altına alınmasının tipik bir örneği olarak belirmektedir. Mahkeme, Abay’ın itham edildiği fiile ilişkin delil bulunamadığını kendi gerekçesinde itiraf ettiğine göre ulaşılacak tek mantıklı sonuç, Abay’ın bir gazeteci olarak faaliyetleri dolayısıyla cezalandırıldığıdır. 

Son dönemde başka gazetecilere verilen muazzam cezalar, durumun vahim bir noktaya doğru ilerlediğini gösteriyor: Azadiya Welat gazetesinin sahibi Vedat Kurşun’a 166 yıl, aynı gazetenin diğer sahibi Emine Demir’e 138 yıl, Atılım gazetesi eski sahibi Hatice Duman’a müebbet hapis cezası verilmiştir. 
Biz aşağıda imzası olanlar, gazetecilere yönelen bu baskının bir örneği olarak Necati Abay’ın hukuk dışı yöntemlerle 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edilmesini vahim bir gelişme olarak görüyor, gazetecilere özgürlük tanınmasının halkın haber alma özgürlüğünün sağlanması anlamına geldiğini vurguluyoruz.

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi

Sungur Savran
İsmail Beşikçi
Fikret Başkaya
Sibel Özbudun
Recep Maraşlı
Temel Demirer
Cemil Gündoğan
Hanna Beth-Sawoce
Sabri Atman
Fatime Akalın
Mahmut Konuk
Ragıp Zarakolu
Attila Tuygan
Şiar Rişvanoğlu
Yücel Demirer
Hüsnü Öndül
Sait Çetinoğlu
Ahmet Önal
Haluk Gerger
Sami Evren
Doğan Tarkan
Cengiz Algan
Yalçın Ergündoğan
Adil Okay
Memik Horuz
Murad Akıncılar
Ali Ülger
Tayfun İşçi
Mehmet Özer
Hüseyin Gevher
Metin Uzunöz
Ramazan Gezgin
Murat Kuseyri
Emrah Cilasun
Aydın Doğan
Necmettin Salaz
Zeynep Tozduman
Aydın Çubukçu

İmza için linki tıklayabilirsiniz. http://gercek-inatcidir.blogspot.com/
İMZA METNİ İÇİN YANIT YAZMAK İSTERSENİZ necatiabay@gmail.com MAİL ADRESİNE YAZABİLİRSİNİZ.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
27 Mayıs 2011



İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü, GSM: 0535 929 75 86,
E-posta: necatiabay@gmail.com,
Blog: http://tutuklugazeteci.blogcu.com/,