16 Nisan 2014 Çarşamba

Ermeni Soykırımında öldürülen Ermeni gazeteci, yazar ve aydınların listesidir…

Ermeni Soykırımında öldürülen Ermeni gazeteci, yazar ve aydınların listesidir...

Necati ABAY
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)’nin Sürgündeki Temsilcisi
16 Nisan 2014

24 Nisan 1915’te, İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu’nun İttihat ve Terakki hükümetince Ermeni tehciri (sürgün) için düğmeye basıldı.
24 Nisan 1915, Ermeni ulusu ve dünya halklarının belleğine Ermeni soykırımının başlangıç tarihi olarak kazındı.
1915-1917 yılları arasında İttihat ve Terakki yönetimine bağlı dönemin kontrgerilla örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa çetelerince 1 milyon civarında Ermeni katledildi.
Birkaç yıl süren katliam sonucunda Mezopotamya topraklarının kadim halklarından Ermeni halkı Anadolu topraklarında yok edildi, silinip süpürüldü.
Soykırım kurbanları arasında Ermeni gazeteci ve yazarlar, aydınlar da bulunuyordu.
Adları Krikor Zohrab, Rupen Zartaryan’dı. Siamanto, Yervant Srmakeşhanlıyan’dı. Armen Doryan, Sarkis Minasyan’dı. Sayıları 32’yi buluyordu. Ya gözaltına alındıktan bir süre sonra cesetleri bulundu ya da kendilerinden bir daha haber alınamadı. Halen mezarlarının nerede olduğu da bilinmiyor...
Yaptığım araştırmayla ulaşabildiğim Ermeni Soykırımı kurbanı 32 Ermeni gazeteci, yazar ve aydının isimlerini, çalıştıkları gazete ve dergileri bilginize sunuyorum.
Ermeni Soykırımımın 99. yıldönümünde Soykırım kurbanlarını saygıyla anıyor, Soykırımın baş sorumlusu Osmanlı İmparatorluğunu, Soykırımı lanetlememekte direnen ve hatta sorumluluğunu fiilen üstlenen TC devletini ve Soykırımda pay sahibi olan uluslararası emperyalist güçleri kınıyorum...

SOYKIRIM KURBANI ERMENİ GAZETECİ, YAZAR VE AYDINLARIN LİSTESİDİR...

1-                 Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
2-                 Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
3-                 Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Akıbeti bilinmiyor
4-                 Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5-                 Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı. Akıbeti bilinmiyor.
6-                 Nerses Papazyan, (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7-                 Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8-                 Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9-                 Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10-              Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11-              Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12-              Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13-              Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14-              Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15-              Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16-              Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17-              Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18-              Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19-              Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20-              Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21-              Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22-              Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23-              K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24-              Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25-              Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26-              E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27-              Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28-              Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29-              Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30-              Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31-              Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915

32-              Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915

18 Ekim 2013 Cuma

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM)’in işlevselliği



Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM)’in işlevselliği
Necati ABAY
Eylül 2013

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM), 1 Eylül dünya barış gününde seçilmiş kurucu üyelerin katılımıyla Almanya’nın Düsseldorf kentinde yaptığı ilk toplantıda önemli kararlar aldı.
Kararların alınmasında 29-30 Haziran tarihleri arasında Brüksel’de gerçekleştirilen Barış ve Demokrasi Konferansı kararları ve perspektifleri tayin edici rol oynadı.
Sonuç bildirgesinde, Avrupa barış ve demokrasi güçlerini Türkiye, Mezopotamya ve Kürdistan’da sürdürülen özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesine sahip çıkmaya çağrıldı. Suriye’ye yönelik emperyalist müdahale ve saldırıya karşı barış ve demokrasi güçlerine seslerini yükseltmesini istedi.
Rojava’da (Batı Kürdistan) Kürt halkının gerçekleştirmiş olduğu devrimin, aynı zamanda Ortadoğu halklarının da devrimi olduğu saptamasını yaparak Rojava devrimini sahiplenmenin hayati önemine dikkat çekildi.
Özellikle belirtmek gerek ki, ABDEM işlevsel bir meclis olduğu ölçüde rol ve misyonunu yerine getirebilir.
Birincisi; çok açık ki, Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM)’in çağrılarının yaşam bulmasında asli unsur veya en önemli temel faktör, eylem ve etkinliklere öncelikle bileşeni olan kurum ve kuruluşların kitlesini harekete geçirebilme becerisi ve yeteneğini gösterebilmesidir.
Bu türden geniş bileşenlerin, parti, örgüt ve kurumların kitlesiyle olması gereken düzeyde ilişkilenemediği, örtüşemediği durumda patinaja saplanabilir ve dolayısıyla rolünü istenen düzeyde oynayamaz. ABDEM’in Türkiye’deki Halkların Demokratik Kongresi (HDK) deneyiminden dersler çıkarması bu bakımdan bir zorunluluktur.
İkincisi; ABDEM, sürmekte olan barış süreci, Kürt sorunu, Avrupa’da yaşayan göçmenlerin sorunu, en genelde özgürlük ve demokrasi mücadelesi alanına giren gündemlere müdahale etme konusunda politik reflekse sahip olduğu ölçüde, miting, yürüyüş, gece, kitlesel basın açıklamaları, imza kampanyası, standlar, çadırlar vb. araçları etkili bir tarzda devreye sokabildiği ölçüde işlevsellik kazanır.
Üçüncüsü; ABDEM, Barış ve Demokrasi Konferansı kararlarında da belirtildiği gibi, başkaca kurum ve kuruluşları bünyesine dahil etme konusunda sistematik bir çaba ve yönelim içerisinde olduğu ölçüde işlevsellik kazanır.
Dördüncüsü; ABDEM, Avrupalı ilerici parti ve örgütlerle, parlamenterlerle ilişkilerini güçlendirdiği, ortak yapılabilecek etkinlikleri birlikte yapma konusunda bilinçli ve iradi bir yönelim içerisinde olduğu ölçüde, Avrupa halklarının desteğini alabilir ve bu da işlevselliğini güçlendirici rol oynar.
Beşincisi; ABDEM’in oluşturduğu komisyonlar işlevli olduğu ölçüde rol ve misyonunu yerine getirme konusunda mesafe alır.
Altıncısı; ABDEM mesajlarını yazılı ve görsel medyanın yanı sıra sosyal medya üzerinden de duyurulmasına, açıklamalarını tüm Avrupa dillerinin yanı sıra Kürtçe ve Türkçe olarak çevrilip yerli ve göçmen halklarımıza ulaştırılmasına önem vermesi gerekiyor.
Yedincisi; güncel bir görev bakımından ABDEM’in savaşa karşı mücadelede de önemli bir rol oynayabilir. Bu ABDEM’in hem işlevsel olmasını sağlar hem de enternasyonal ilişkiler kurmasında önemli bir fırsat yaratır.
Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi, işin başında rol ve misyonuna uygun konumlandığı ölçüde işlevsellik kazanır, aksi halde bilinen bir dizi işlevsiz kurumdan farkı kalmaz!..

21 Temmuz 2013 Pazar

Sansürcü devletin sansürsüz yalanı


Sansürcü devletin sansürsüz yalanı

Necati Abay, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)’nin sürgündeki temsilcisi
20 Temmuz 2013
Yine sansürcü devletin sansürsüz yalanlarıyla, palavralarıyla yüz yüze geleceğiz.
Sansürcülerin, hükümet ve devlet yetkililerinin, 24 Temmuz 1908 tarihinden hareketle, “Sansürün kaldırılışının 105. Yıl dönümünü kutluyoruz” , “Basın bayramınız kutlu olsun!” gibi peş peşe açıklamalarını tanık olacağız.
Bir kez daha belirtelim, Anadolu coğrafyasında sansür hep yürürlükte oldu.
Çünkü, sansür ile demokrasi arasında doğrudan bir bağ vardır. Demokrasi yoksa sansür vardır. Veya tersi de doğrudur. Demokrasi varsa, basın özgürlüğü de vardır ve sansürden söz edilemez.
Sansür, zaman zaman azalıp zaman zaman  çoğalsa da, biçimleri farklı olsa da geleneksel devlet politikası olarak hep uygulana geldi.
Sansürcü devlet, tüm şiddet araçlarıyla basın özgürlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün düşmanı oldu.
Kimi zaman düzen muhalifi gazetecilere, yazarlara yönelik hukuksal terör devreye sokuldu.
Kimi zaman, sokak infazlarıyla gazeteci ve yazarlar öldürüldü.
Kimi zaman, yazdıkları yazılar nedeniyle gazeteci ve yazarlar işlerinden oldular.
Kimi zaman sürgünde yaşamak zorunda bırakıldılar.
Kimi zaman da işten atıldılar.
Bütün bunlar, sansürcü devletin uygulamalarıdır.
24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyetin ilan edilmesi ve 25 Temmuz 1908’de gazetelerin sansür memurlarına verilmeden yayımlanması, basın özgürlüğü için verilen mücadele ve direniş bakımından şüphesiz bir anlam ve değeri vardır. Kısmen iyileştirici hukuki düzenlemelerin yapılması da verilen mücadelelerin hukuki kazanımıdır. O kadar...
Bundan öte bir anlam yüklemek, bayram olarak değerlendirmek, kutlanacak bir gün gibi görmek, tarihsel ve güncel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Örneğin, 2. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra 6 Nisan 1909’da Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, sansürcü devlet güçlerinin organizasyonuyla Galata köprüsünde kurşunlanarak öldürüldü. O tarihten bu yana Türk, Ermeni ve Kürt basınından 115 gazeteci ve yazar öldürüldü.
Hasan Fehmi’den Krikor Zohrab’a, Siamanto’dan Armen Doryan’a, Mustafa Suphi’den Ethem Nejat’a, Sabahattin Ali’den Onat Kutlar’a, Uğur Mumcu’dan Recai Ünal’a, Abdi İpekçi’den Turan Dursun’a, Musa Anter’den Nazım Babaoğlu’na, Cengiz Altun’dan Ferhat Tepe’ye, Metin Göktepe’den Hrant Dink’e çok sayıda gazeteci ve yazarın katili, sansürcü devlettir.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)’nin saptamasına göre halen 76 gazeteci Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır. Bu sayıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti dünya birinciliğini sürdürüyor. Bunun sorumlusu sansürcü devlet ve AKP iktidarıdır.
Terörle Mücadele Yasası (TMY), Özel Yetkili Mahkemeler, sansürcü devletin geleneksel politikalarının güncel versiyonudur.
105 yılda kapatılan, toplatılan, imha edilen gazetelerin, dergilerin, kitapların sayısının haddi hesabı yok...
Yargılanan, işten atılan gazetecilerin haddi hesabı yok...
Taksim ayaklanması sürecinde haber peşinde koşmak için çırpınan gazetecilere yönelik polis terörü, dünya kamuoyunun zihinlerine kazındı.
Bu vesileyle Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) tarafından, sansüre karşı direnişin 105. Yıldönümünde, 24 Temmuz 2013’te İstanbul’da düzenlenecek olan "İkinci Gazetecilere Özgürlük Kongresi"ni de selamlıyoruz.
Sansürcü devletin sansürsüz yalanlarına inat, sansüre karşı, basın özgürlüğü için, düşünce ve ifade özgürlüğü için, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü için birleşik mücadeleyi daha da yükseltmek gerekiyor...

6 Temmuz 2013 Cumartesi

İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay, tescilli işkencecimdir*



İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı
Sedat Selim Ay, tescilli işkencecimdir*
Necati Abay
5 Temmuz 2013
Kanıtlarım; İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, AİHM’in 6 Nisan 2010 tarihli kararı ve işkence mağduru olarak yaşadıklarımdır.
Sedat Selim Ay’ı ve diğer bazı işkencecileri Türkiye’de ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’de mahkum ettirenlerden birisi de bendim.
İşkenceci Sedat Selim Ay tarafından kendisine “hakaret ve iftira” edildiği gerekçesiyle işkence haberlerini yapan ETHA’ya (Etkin Haber Ajansı) karşı açtığı davada bir kez daha işkencecilerle işkence mağdurları karşı karşıya geliyor.
İşkence seansları mahkeme salonuna taşınacak.
İlk duruşması 6 Haziran 2013’te İstanbul Çağlayan adliyesinde yapılan bu davada esasen ETHA değil, başta İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı işkenceci Sedat Selim Ay olmak üzere işkenceciler, işkencecileri azmettiren Türkiye Cumhuriyeti devleti ve AKP yargılanacak.
Ben de İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay’ın işkence mağdurlarından birisi  olarak yaşadıklarımı anlatarak bu davaya müdahil oluyorum.
Bu davaya bizzat katılarak müdahil olmak isterdim. Yurtdışında olduğumdan bunun koşulları yok. Sedat Selim Ay ve diğer işkencecileri mahkum ettirmemle doğrudan bağlantılı olarak, 2003 yılında Atılım gazetesinde çalışırken kurulan polis komplosu ve 10 yıl süren yargılanmam sonucunda “kanıt yok ama kanaatten” 11 yıl 3 ay ceza aldım. Ve yurtdışında yaşamak zorunda bırakıldım. Artık sürgündeki bir gazeteciyim.
Hem tanıklığıma ilişkin yazdığım bu yazıyla hem de avukatım Gülizar Tuncer aracılığıyla Sedat Selim Ay’ın ETHA’ya açtığı bu davaya müdahilim.
***
21 Şubat 1997’de İstanbul’da gözaltına alındım. Vatan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm. Başkaca insanların bulunduğu bir salona alındım ve ayakta bekletildim.
Gözlerim bağlıydı.
Bir işkencecinin sesi çok tanıdık geliyordu. İçimden “bu Bayram Kartal olabilir” dedim. Bu arada kısa süreliğine bilinçli olarak gözbağlarım açıldı. Evet, sesinden tanıdığım işkencecim Bayram Kartal’dı. Yanındaki de Sedat Selim Ay’dı. Onun yanında ismini bilmediğim, 12 Eylül cuntası döneminde işkenceli sorguma katılan MİT görevlisi vardı ve bana “beni tanıdın mı?.. Vay, 13 yıl sonra yine elimizdesin bak” diye laf attı.
17 Eylül 1984 gözaltısı ve işkence
İşkencecim Bayram Kartal’la tanışıklığımız eskilere, 12 Eylül 1980 faşist darbesi dönemine dayanıyordu. 17 Eylül 1984 tarihinde, eşim Leyla Abay ile birlikte gözaltına alınmış, Gayrettepe’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bir ay boyunca ağır işkenceli sorgulardan geçirilmiştik. Adil Can da yeniden işkenceli sorgu için Metris Cezaevinden getirilmişti. İşkence timini Bayram Kartal sevk ve idare ediyordu. Tutuklanıp Metris Askeri Cezaevine konulduğumda işkencecim Bayram Kartal hakkında suç duyurusunda bulunmuştum. Sıkıyönetim savcılığı “Kovuşturmaya gerek olmadığı” kararını vermişti.
Sedat Selim Ay da 17 Eylül 1984 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındığımda bana işkence yapan polislerin birisine çok benziyordu. O dönemde Bayram Kartal’ın ayak altında dolaşan, işkence timinde görevli, 20 yaşlarında, polis akademisinden yeni mezun olmuş bir tipe benziyordu bu zat-ı muhterem.
Birincisi, Sedat Selim Ay’ın işkence davasındaki dosyaya göre doğum tarihi 1964’tür. Yaş bakımından Sedat Selim Ay’la tam bir uyumluluk söz konusu.
İkincisi, Devrimci 78’liler Vakfı’nın açıkladığı 12 Eylül döneminde görevli 1650 kişilik işkenceciler listesinde Sedat Selim Ay’ın da ismi bulunuyor.
Sedat Selim Ay’ın Eylül 1984’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olduğunu ispatlayabilirsem, bu şahsın da 12 Eylül döneminde de işkencecim olduğunu kesin olarak kanıtlamış olacağım.
Mahkemenizden talebimdir. Sedat Selim Ay, Eylül 1984 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli miydi?
21 Şubat 1997 gözaltısı ve işkenceye gelince...
Sedat Selim Ay ve Bayram Kartal’la göz gözeydik. Karşılıklı tepeden tırnağa birbirimizi süzdük. Bu karşılıklı bakışlar, süzmeler, işkence muharebesi öncesinin tehditkar bakışlarıydı aslında...
Gözaltında gazeteci ve yazar meslektaşlarım Asiye Zeybek Güzel (tecavüz işkencesine maruz kaldı), Sedat Şenoğlu, Bayram Namaz, Arif Çelebi, Süleyman Yeter (7 Mart 1999’da İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Sedat Selim Ay, Bayram Kartal ekibi tarafından işkencede katledildi), Mukaddes Çelik, Sultan Seçik de bulunuyordu.
İşkence seansları
Birer birer işkence odasına alınıyorduk. Sıra bana gelmişti. İşkencecileri TİM 3 şefi başkomser Bayram Kartal ve yardımcısı komser Sedat Selim Ay bizzat işkenceye katılarak sevk ve idare ediyordu.
17 Eylül 1984’deki bir aylık gözaltı ve işkenceli sorgudan tanıdıklarından ön sorgulama yapma gereği bile duymadan beni hemen Filistin askısı olarak adlandırılan askı işkencesine aldılar. Askıdayken cinsel organım dahil vücudumun çeşitli yerlerinden elektrik verdiler. Askıdayken ayaklarımdan çekerek askının etkisini artırdılar. Askıdayken hayalarımı sıktılar. Gözaltım boyunca 3 kez ters-düz askıya alındım, bayılıncaya kadar askıda tutuldum. Üzerime tazyikli su sıkarak ayıltıyorlardı.
Sedat Selim Ay, Bayram Kartal ve diğer işkenceciler ayılma anlarımda yanıma gelerek “Necati Abay, tamam mı devam mı” sorusunu yöneltiyorlardı. Sorgumun özeti bu tek bir cümleden ibaretti.
Askıdan sonraki yarı baygın ayılma anlarımda tescilli işkencecilerim Sedat Selim Ay’ı, Bayram Kartal’ı ve diğer işkencecileri yenilgiye uğratmanın hazzını yaşıyordum. Sosyalist bir gazeteci olarak işkenceciler karşısında onurumu korumaktan ibaretti benimkisi.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin sistematik ve resmi politikası olarak tüm işkenceciler gibi Sedat Selim Ay’ın da amacı, hem hazırladıkları düzmece iddialara, senaryolara dayalı ifade tutanağını işkence altında bana imzalatmak, beni ve başkaca insanları “suçlu” durumuna düşürmek hem de insanlık onurumu ayaklar altına almaktı.
Yanı sıra lakabı “gırtlakçı Bayram”a çıkan işkenceci Bayram Kartal tarafından gırtlağım defalarca sıkıldı. Uyutmama, küfür, aşağılama, sesi sonuna kadar açık Kral FM radyosunu dinletme gibi işkencelere de maruz kaldım. Sıklıkla Yılmaz Morgul’ü dinletiyorlardı. Yılmaz Morgül’ün sesi işkence aletine dönüşmüştü.
12 Eylül faşist cuntası döneminde 7 kez, 1997’de 3 kez askıya alınmıştım, ama işkence tekniğini epeyce geliştirmişler, 1997’deki üç askının vücudumdaki tahribatı çok daha ağır oldu. Bu işkencelerin sonucunda şu anda iki kolumu kullanmada ciddi sorunlar yaşıyorum ve ağrılarım yaşamımın bir parçası oldu.
İşkence tezgahlarındayken 28 Şubat postmodern darbesi de yapılmıştı.
İşkence 14 gün sürdü ama ilk bir haftası çok yoğundu.
İki kolum da askının etkisiyle şişmişti ve ezikler vardı.
Şanslıydım, Adli Tıp’tan 3 günlük de olsa işkence gördüğüme dair rapor alabilmiştim. Genel uygulama olarak işkence raporu almak istisnai bir durumdu.
Tutuklanarak Gebze Cezaevine konuldum.
Diğer işkence mağduru arkadaşlarımla birlikte işkenceci polisler Sedat Selim Ay, Bayram Kartal, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Necip Tükenmez, Şaban Toz, Bülent Duramanoğlu ve Şahin Kaplan hakkında suç duyurusunda bulundum.
Savcılık iddianamesi hazırlandı ve işkencecilerin yargılanması İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Mahkeme Sedat Selim Ay, Bayram Kartal ve Yusuf Öz’ü 11’er ay 20’şer gün ağır hapisle cezalandırdı. Ancak sistematik devlet politikası gereği cezaları ertelendi. Yine sistematik devlet politikası gereği işkenceci polislerin davası zaman aşımına uğratıldı.
Detaylı bilgi, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/304 Esas No, 2004/364 Karar No’lu Mahkeme Kararında bulunuyor.
İşkence bir insanlık suçudur, mahkumiyet kararlarının ertelenmesi, zaman aşımına uğratılması evrensel hukuk kurallarına aykırı olduğundan aslında yok hükmündedir.
AİHM’e başvurdum. AİHM, Türkiye Cumhuriyeti devletini işkence davasını titizlikle takip etmediği ve eksik soruşturma yaptığı gerekçesiyle mahkum etti.
Detaylı bilgi, AİHM’in 6 Nisan 2010 tarihli kararında bulunuyor.
Sedat Selim Ay’ı İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde, Türkiye Cumhuriyeti devletini de bu işkence davası nedeniyle AİHM’de mahkum ettirmiştim. Ama ben bu davada 8 ay tutuklu kalmış, sonra da beraat etmiştim. İşkencecilerin ve TC devletinin mahkum olması, benim ise beraat etmem, Sedat Selim Ay ve Bayram Kartal’ı, TC devletini çileden çıkarmıştı. 2003 yılında Atılım gazetesinde çalışırken bana kurulan polis komplosu nedeniyle açılan davanın, 10 yıllık yargılanmam sonunda aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen 21 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 11 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinde bu işkence davasının önemli bir payının bulunduğunu düşünüyorum.
Ve “adalet” yerini bulmuştu. Mahkum ettirdiğim işkencecim Sedat Selim Ay, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi ettirildi. İşkence mağduru olarak ben ise sürgünde yaşamak zorunda bırakıldım. Tek başına bu atamayla bile AKP iktidarının “işkenceye sıfır tolerans” söyleminin bir palavradan ibaret olduğu görülür.
Son olarak, ETHA’ya açılan bu dava eğer beraatla sonuçlanmazsa, pek çok örnekte görüldüğü gibi bir kez daha yargı “işkencecileri koruma ve kollama” uygulamasının yeni bir örneği olarak tarihe geçecek, insanlığın belleğine silinemezcesine kazınacak...
* İşkence tanıklığıma dair bu yazı, İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi'ne sunuldu. İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay'ın ETHA hakkında açtığı davanın ilk duruşması, 6 Haziran 2013 tarihinde İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşma 8 Ekim 2013’e ertelendi.